Translate

4 Mart 2015 Çarşamba

UYAN!!

Biz insanoğulları ne kadar gafiliz.  Uyuyoruz derin bir uykuda. Aman bize dokunmayan yılan bin yaşasın. Ne de olsa uyanmaya niyetimiz yok. Doğru söylüyorlar hemen dokuz köyden kovuyoruz.

Konu ne diyorsunuz biliyorum. Daha önce "İŞARETLER" adlı bir yazı yazmıştım. Hayat, bize uyarı niteliğindeki bizim daha iyi birer insan olmamız için bize yön veren, bazen bizi koruyan, bazen ise eğitici ve öğretici bir sürü işaretlerden oluşur. Aslında size bir sır vereyim mi?Hayatın her saniyesi, her olay, doğa, her kişi tam olarak bunun için vardır ve olmuştur.  Yani hayatın kendisi tam olarak budur. İşaretler. .



Ama bir yanılsama içinde tutturmuşuz gidiyoruz. İşimize gelenlere inanıyor,  gelmeyenlere inanmıyor, olup olmadık öfkeleniyor, cezalar biçiyoruz. Üşeniyoruz, beş dakika bile zamanımız yok. Hmm hep de haksız değiliz. Çoğunlukla da aklımız hafızamız bize oyunlar oynuyor, arzularımız da oyalıyor..Ahh içimizdeki asıl şeytanlar.. 

Ama ya neden gelmiştik sonradan kendi ellerimizle mahvettigimiz bu güzel dünyaya?
İşaretler bize ne diyor?
Neyi hatırlatıyor? 
Neyi hatırlamamız gerekiyor?
Biz aslında neyiz? 

Bununla ilgili çok hoşuma giden bir söz var.

"Kendini ışıktan gelmiş ve ışığı saçmak üzere yaşayan bir varlık olarak kabul eden insandır. Sorunu, ışığı yansıttığını – yani aslında AY olduğunu – unutup, kendini GÜNEŞ sanmaya başlaması ve dünyanın kendi etrafında dönmesini talep etmesidir." Junoastrolojy*

Enerji istiyoruz, daha çok para, daha çok sevgi, daha daha daha..
Tüm saydığınız ve sayacağınız her şey enerjidir. Fizik kurallarından Termodinamik yasasına göre hiç bir enerji yoktan var edilemez ise, biz bir şeyler yapmadan da hiç bir istediğimiz bizim kucağımıza düşmeyecektir.Enerji sadece dönüşür.

Neden mutsuzsun? 
Neden acı çekiyorsun? 
Neyden uyanamıyorsun? 
Savunma mekanizmaların ne?
Ya İşaretler nerede?

İşaretler her yerde, sakinleş, duy, dinle..
Savaşa başla,  sonu senin zaferindir. 

Hayat sana diyor ki;
"Beni duy, buradayım. Sen kendi üzerine çalışıp kendini tanıdıkça,  bugüne kadar taktığın tüm maskeleri, kızgınlıkları, kırgınlıkları bıraktıkça,  kapılar teker teker açılacak. Harekete geç, erteleme. Yarın değil şimdi.. Kendin için bir şey yapacaksan bunu yap ve devam et. Kendinle çalış. Evren sensin. Araştır, oku, düşün,  yaz..Yarın değil,  şimdi!  An'da olmak budur.Bekleyerek hiç bir şey değişmeyecek. Hadi.. Geç olmadan uyan. Biliyorum zor ama oldukça zevkli bir yol. Kaybetme olasılığı yok.Tekrar söylüyorum pes etmezsen zafer senin. Simdi adım at, iste şimdinin gücü! !

YONCA ALPAY...:)

Tavsiyeler: Metin Hara "YOL" kitabı
                    *Junoastrolojy.com
                    Özellikle bayanlar için Seda Diker'in kitapları (özellikle "Aslında ayrılık da yoktur" ve "Duygu Simyacısı" kitapları 



16 Ocak 2014 Perşembe

GEÇİCİ OLMAYAN ŞEYLERE DUYULAN AŞK



Hepimiz günü geldi aşık olduk, günü geldi bağlandık tutkuyla. Bazı zaman da öyle tutunduk ki güzelliğimize, gençliğimize, giydiğimiz giysilerimize..Şimdi hangisi hala var yada sonsuza kadar var olacak hayatınızda?



Çoğu yok, bayramda alınan o çok sevdiğimiz ayakkabı da yok, tutkuyla bağlandığımız adını aşk sandığımız ilişkimizde yok büyük ihtimalle. Belki şimdi söyleyeceğim birçoğunuzu acıtabilir ama kim var olan aşkınızın sonsuza kadar var olacağını söyleyebilir ki?


Mutlaka almanız gereken modanın son trendi olan o giysinin de seneye değeri olmayacak.. Nedir o zaman kurduğumuz bağların temeli? Neye ne kadar değer vermeliyiz? Hangi bilinçle yaklaşmalıyız? 

Gerçekçi olalım bence :) Maddi şeylerin çoğu geçicidir, biz, bedenimiz, giysilerimiz, mal varlığımız hatta çok sevdiğimiz kişiler bile geçicidir. Bunlara değer vermeyelim demiyorum, verelim elbet, sevgi doğru bilinçle yüceltilirse, bizi daha üst boyutlara çıkarabilecek en önemli ve hepimizin içinde var olan en önemli kaynaktır. Sevgi... :) Sevgiyi bağımlılıklara dönüştürmeden, kalpten bağlar kurmak en ideali bence. Maddi olan şeyler emanettirler sadece ve aslında bize hizmet eder, ortadan kaybolduğunda ise ki bu yüzde 50 bir ihtimaldir, bize olan hizmeti için teşekkür edip yolumuza devam edebilecek bilince yaklaşmaya çalışıyoruz dünyada aslında. 

Peki nedir geçici olmayan değerler, hiç düşündünüz mü?
Bence yaptığımız iyilikler geçici değil, aksine kalıcıdırlar. Hatta çığ gibi büyüyebilme özellikleri de vardır. İdeale her geçen gün biraz daha yaklaşarak hareket ettiğimizde, etrafımıza iyi örnekler olabiliriz. Hem de unutmayalım ki; bir ışık tüm karanlığı aydınlatabilir. Bilimsel olarak da kanıtlanmıştır ki, pozitif düşüncenin bile bir enerjisi vardır. Pozitif hareketin ise artı olarak domino taşı gibi etki özelliği. Ve bunun, değil dünyaya, tüm evrene yayılabilme kapasitesi vardır. Aynı gülmenin bulaşıcı olduğu gibi... :) O yüzden ERDEMLER geçici değil, kalıcıdırlar ve tüm evrene yayılırlar... :)

Tutkuyla bağlanacağımız şey bu olabilir.. Felsefe, "Philosopia" Yünanca'da bilgeliğe duyulan aşk anlamına gelir. Tüm bunları neden mi yazdım? 

Daha iyi bir insan olursak, daha iyi bir dünya olabilir...

Sevgiler...
Yonca... :)

18 Ekim 2013 Cuma

BİNANIN BÜTÜNÜ :)

İnsan bazen, hani karmakarışık hisseder ve olayların ortasında hayatın bütününü okuyamaz. Neyi neden yaşarız? Ne öğrenmemiz lazım? Neden bu başımıza geldi? 

işte böyle zamanlarda tek yapmamız gereken; ahlanıp vahlanmadan, isyan etmeden, kimseyi suçlamadan, kendimizi kandırmadan tebessüm ile her şeyi kabul edip, bulunduğumuz dağınık binadan sessizce uzaklaşmaktır. Doğa ile bütünleşmek, ılık bir banyo, belki sevdiğimiz bir film. Uzun bir yürüyüş, biraz meditasyon ya da yoga. Her ne bizi huzurlu hissettirecekse işte.. Binanın içinde her ne kadar her yer ve her şey karmakarışık ve devasa gelse de, kendi dinginliğimizi buldukça, binanın bütününe hayranlıkla karşıdan baktığımızda, tablonun tamamını göreceğimiz an, jetonun düştüğü andır. :)

O zaman işte, duygularımızdan uzaklaştığımızda, onu neden yaşadığımızı? Aslında binanın ne olduğunu? Buradan çıkarılacak hayat dersinin ne olduğunu öğrenip, eksi ile değil tam tersine kendimize bu deneyimi katarak, bir artı daha kazanıp, yolumuza devam ederiz. Bonus toplamaya devam..

Kısacası hayatta aslında kötü diye bir şey yoktur. Her şey bize bir yol göstericidir. Tabi görebilirsek.  Sadece bazen görmemiz için biraz uzaklaşmak gerekir. 

Bugün dolunay, onunla dertleşin mesela.. ;)

Sevgilerimle
Yonca... :) 

17 Eylül 2013 Salı

HAYAT... :)

Hayat,
Sen başıma gelen en güzel şeysin.
İyisiyle, kötüsüyle
Acısıyla, tatlısıyla
En iyi arkadaşımsın.

Seni anlamaya başlayalı
Çok eğlenceli yaşam.
Oyun oynamayı seviyorsun,
Bende oyuna kapılmayı.

Her oyunda yeni bir şey,
Her şeyde yeni bir ben varım.
Hep ileri ve hep iyiye doğru,
Seninle güzel yaşam.

Yonca... :)


8 Temmuz 2013 Pazartesi

KİLİTLER...

Bir insan korkularına göre hareket etmediğinde özgürleşir. Hayatla pazarlık yapamazsın, insanoğluna bu şans verilmemiştir. Sadece korkusuz adım atarsın, pozitif düşünüp iyi olmasını dilersin, senin enerjin evrenin duyabileceği kadar yüksekse dilediğin olur. Enerjini yükseltmek için ise 
1-Kendini mutlu etmeli; Kendin için zaman ayır, hayata esler ver, nefes vermeden unutma ki nefes alamazsın ;)
2-Bencil olmayıp insanlara yardım etmeli; En çıkarsız olan eylem en doğru eylemdir diyorlar, yanılmıyorlar, sizde neyden çok varsa paylaşınız, bu gülümseme bile olsa ;)
3-Hayatına irade koymalı; Neyi yapmak size zor geliyor, sabah kalkmak mı? Yoksa kitap okumak? Sigarayı bırakmak? Yada spor yapmak mı? Her ne zor geliyorsa size, orada irade koymanız gerekiyor demekki. Ve asıl önemli olan, bunu başardığınızda garanti veriyorum ki kendinizi takdir edip sevecek hatta kendinizi göklere çıkaracaksınız. :)
4-Ne, neden, nereye doğru? sorularını sorun; Bir olayla karşılaştığınızda, olayı tanımlayıp, neden onu yaşadığınızı bulmanız ve onu yaşarsanız bu sizi yükseltip, birşey daha öğrenmenize katkıda bulunacak mı? Bu soruları sorun..
5-Ne yaparsanız yapın, o olun; İşteyseniz iş, aşktaysanız aşk, keyifteyseniz keyif olun, yani sadece yaptığınız işi düşünüp, orada var olun, Zihninizi eğitmeye oradan başlayın.
6- Ne yaparsanız yapın sevin, şükredin, her şey için şükredin..
7- Gülümseyin :)

Önemli olan kendine karşı iyi bir gözlemci olup, hangi anahtarın ne zaman hangi kilidi açacağını hissedecek özgürlüğü yakalamakta ;)

Sevgilerimle
Yonca...:)

27 Mayıs 2013 Pazartesi

DOĞA İLE BİR..



Bir ay kadar önce bir geceydi.. Şehirler arası bir yolda otobüsün penceresinden bakarken gökyüzündeydi gözlerim.. Dakikalar saatlere dönmüş,zaman uçuup gitmişti saatlerden.. Uzun süre baktım karanlığa, ancak ve ancak karanlığın içinde parlayabilen yıldızlara..






Öylesine karanlıktı ki, Dünya sanki dolunayın ışığı ile aydınlanıyor, bulutlara yansıyan ışık tüm doğayı ışıldatıyordu..

Zihnim gitti, bilmem kaç yüz yıl, kaç bin yıl öncesine.. Zaman, dondu.. Döndüm sonra, ve düşündüm.. Ata'mın dediği gibi "MEDENİYET DEDİĞİN TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVAR.." İnsanoğlunu gün be gün yutan bir canavardır bence medeniyet.. 
Beton yığınlarına baktıkça kimin içi açılır ki?
Teknoloji denilen şey doğaya zarar vermiyor mu?
Ya bizi tembelleştirmesine ne demeli..
...


İnsan doğanın parçasıdır, ama bunu bile unuttuk..

İşte çok nadir yakalayabildiğim bir histir ki, o yolculukta kendimi dünyada yabancı hissetmedim. Tam olmam gereken yerdeydim, herşeyle bütün, herşeyle barışık bir halde sadece ve sadece NEFES'dim, AŞK oldum, DOĞDUM..

Sevgilerimle
Yonca... :)

25 Nisan 2013 Perşembe

GÖLGELERİN AYDINLIĞI

Gölgelerin gücü adına... :)



Her insanın erdemleri, pozitif yönleri, koskocaman sevgisi olduğu gibi bunların tam zıttı olan gölgeleri de kendinde barınır. Kusurlar, korkular, endişelerde insanın doğasında vardır. İşte tüm bu gölgeler bizi hata yapmaya sevk eder. Ne zaman ki bu gölgeler, aydınlığı bastırır, bir bulut gibi çöker bazen güneşli dünyamıza ve kalbimize.. İnsan işte o zaman kendi içinde problem yaşamaya başlar, öyle ya da böyle.. Bu durumda yapılacak tek bir şey vardır..



Hem fiziksel olarak, hem de içsel olarak, karanlığın içinden ancak bir gece geçilebilir. 

Hep gündüzü yaşayarak karanlık yönlerimizi, kusurlarımızı, korkularımızı yenemeyiz. Bu bir aldatmaca olurdu.. Bu gölgelerin ne olduğunu bilerek, o gölgelere bakmayıp, onları görmezden gelerek içinde bulunduğumuz durum her neyse orada durmak yada oraya buraya panik içinde çarpmak yerine, ilerlemeye devam ettiğimizde bir süre sonra karanlık yerini yine güneşli güzel günlere bırakacaktır. 

Aynı bir çocuğun karanlıktan korkması gibi aslında.. Çocuk, yürürken karanlık bir yere gelir ve korkarsa durması o karanlık yerden geçmesi engelleyecektir. Ya da en karanlık noktaya merak ve endişe ile kilitlenip bakarsa korkusu büyüyecektir. Çünkü gölgeler, onları biz büyüttükçe büyürler. Çocuğun yapması gereken tek şey, korkusunu bilerek, görmezden gelip adım atmaya devam etmektir. O zaman bir süre sonra karanlık bölgeden geçmiş olacaktır.. Ve ancak bir çocuk işte böyle büyüyecektir. Biz de, gölgelerimizi yendikçe güneşe ilerlemeye devam edeceğiz.

Bizi biz yapan bakış açımız ve bilincimizdir. Pozitife bakmalı, sevgiye, doğaya, çocuklara mesela.. Aslında hayat işte bu kadar basit, biz basitleştirirsek.  Gölgelere takılmamayı başarıp, güneşe ilerlemeye devam edersek. Ben şimdi bunu başarmak için doğaya çıkıyorum. İçimdeki gölge enerjisini yeşile ve maviyle topraklamaya..

Unutmayalım ki IŞIĞA YÜZÜMÜZÜ DÖNDÜĞÜMÜZDE GÖLGELERİ GÖREMEYİZ.
 


Size güneşi gönderiyorum işte böyle :)


Sevgilerimle..
Yonca..

18 Nisan 2013 Perşembe

İÇ PUSULA :)

Alıp başını gittikçe,
Bir kayboluyormuş insan.
Birden bir de bakmış insan,
Kendiyle başbaşaymış.
Özünde, merkezinde, 
Bir o kadar kendinde..


Yüreğinin sesini dinlediğinde,
Çok güzel bir müzik varmış..
Teslim olup, uyum olduğunda
Bazen armoni, bazen melodiymiş..
Hayatın işaretlerini takip ettip,
Köşeyi dönme cesaretini gösterdiğinde,
O kadar güzel bir manzara varmış k..
Orası işte cennetin kendisiymiş... :)

Sevgilerimle
Yonca :)

15 Nisan 2013 Pazartesi

An'da





Kaybolduğum bir zamanda
Kaybolduğum bir yerde
Başkaları için kayıp, 
Her saniye bunun tadındayım..




 
Kaybolduğum bir zamanda
Kaybolduğum bir yerde..
Bir o kadar kendimde
Bir o kadar An'dayım..



Yonca... :)

3 Nisan 2013 Çarşamba

ÖZGÜRLÜK..

Notlarımdan..
Özgürlük..

Sözlük anlam;
1. isim Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî
2. Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu, hürriyet
Popüler kültürde kullanılan özgürlüğün anlamı;
Aslında sorumluluğun reddi
Kaytarma
Bencillik

Sonucu:
Yalnızlık
Güvensizlik
Ruhsal cimrilik


Aslında bu zannedilen, daha doğrusu dayatılan özgürlük kavramı kaybetme korkusundan kaynaklı bir zırh gibidir. Görünmeyen bir zincir gibi Özgürlük bizi aslında sıkı sıkıya bağlar, ve gerçek özgürlükten uzaklaşmamıza neden olur. Çünkü bu sanılan sahte Özgürlük kavramında risk yoktur sorumluluk yoktur. Aslında kaçıştır. Almak için yaşamaktır, bencilliktir. Söz vermek yoktur, varsa bile tutma zorunluluğu yoktur. Oysa ki söz tutmak, olgunluğun göstergesi, irade ve sadakattir. Kendimize verilen sözleri bile tutmak, bizi zafere taşır.

Bilinçsiz özgürlük, hapisanedir. Bilinçli bağlılık ise özgürlük..


Sevgilerimle
Yonca








25 Mart 2013 Pazartesi

SORUMLULUK

Çok uzun yıllar öncesine dayanır sorumluluk ile tanışmam. Belki ailemin verdiği bir erdemdir bu, belki de bazı şeyleri tam yapamadığım zaman uyuyamamanın bir sonucundan başka bir şey değildir sorumluluk duygusu.. Yazmadığım onca zamandır düşünüyorum bu konu üzerinde;

Nedir sorumluluk? 
Nelerden sorumluyuz bu hayatta?
Ne kadarından sorumluyuz?
Ya da sorumluluğunu almaya cesaret edemediğim bir şeyler var mı acaba diye..

Elbette bir çok sonuca ulaştım. Son zamanlarda kafam oldukça meşgul aslında. Derneğin Alsancak şubesi, beste yarışmasına girecekmiş. Elimden geleni yaparım dedim. Açıkçası, aranje yapmayı denemeyi düşünüyordum ama beste aklımın ucundan bile geçmemişti. Şu anda kafamda notalar var. Bir yandan da bilmediğim nota yazım programını çözmeye çalışıyorum. Beklediğim, belki de işimi kolaylaştıracak kablo da ancak yarın elimde olacak. 

Bu yoğun dönemin içerisinde, şu an için sadece paylaşmak istediğim, sorumluluk ve hayatı algılayışımızla ilgili.. 

Duygular bulaşıcıdır, aynı durgun bir suya taş attığımızda yayılan daireler gibi, enerji alanında da duygular genişleyerek bulaşır ve çoğalır.. O yüzden hissettiğimiz, mutlu ya da üzgün olduğumuz anlar, hiç kimseyle paylaşmasak dahi bulaşıcıdır. İnsanlığın büyük bir kısmı malesef sadece kendini düşünüyor, bir kısmı da sadece ve sadece kendi gelişimiyle ilgili.. Oysa ki dünyadan da sorumluyuz bence. Başka insanların mutsuz olmasından da mesela. Hatta açlıktan, savaştan, ihanetten, bu dünyada var olan iyi- kötü herşeyden aslında. Daha global bakabilmemiz gerekmez mi sizce de? Ve yapmamız gereken; aynı Mevlananın dediği gibi, "KARANLIĞA SÖVECEĞİNE KALK BİR MUM YAK" Ya da şöyle; SEN DEĞİŞİRSEN; DÜNYA DEĞİŞİR... :) 

Neden değişmiyoruz? 
Değişmek için bizi korkutan ne? 
ve neden bütünün hayrına birşeyler yapmıyoruz? 
Geleceğe nasıl bir dünya bırakacağız?
Harekete geçmek için az zamanımız kaldı.. Bir insan ömrü kaç yıl ki..
Hadi sen de koy elini ortaya, var mısın?
Bu konu ile ilgili beste durumundan fırsat buldukça, yazmaya devam edeceğim ..
Ben kiiimmm, beste kim? Hayırlısı bakalım... :) 


Sevgilerimle
Yonca

MÜZİK VE SAĞLIK

Tüm dünyanın etkilendiği bu günlerde sağlık konusuna, sadece fizik plandaki bir olgu olarak değil, insanın sadece fizik olmadığını bilen fil...