Translate

Pisagor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pisagor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ağustos 2024 Perşembe

MÜZİK VE SAĞLIK


Tüm dünyanın etkilendiği bu günlerde sağlık konusuna, sadece fizik plandaki bir olgu olarak değil, insanın sadece fizik olmadığını bilen filozoflar gibi bir bütün olarak bakmak gerektiğini düşünürler. Bugün Tıp bile insanı duygularıyla ve zihin yapısıyla bir bütün olarak incelemeye başladı. Bu yüzden sağlığın en önemli hazine olduğunu hatırlatarak Müzik ve Sağlık konusuna değinmek istedim.

“Müzik bizi etkiler, bazı yollarla bizi değiştirir, konu şu ki müzik terapisi bir alternatif ya da sürpriz sonuçları olan bir çaredir.

Frekans

Eski bir atasözü der ki: “Hiçbir şey durağan değildir, her şey titreşir.” Ve bizim için şaşırtıcı görünse de Pitagoras’ın armonik seslere ilişkin bulgularını biliyorsanız, eğer her şey titreşiyorsa, her şey bir ses olarak yayınlanır ve bununla birlikte, müzikal bir titreşim olan ana sese, bir armonik sesler serisi beraberinde eşlik eder ve kendi özel tınısını ileten bağlantılar yaratır.

Akustikte, ortak bilinçliliğin sonucu olarak benzer ses dalgaları ana sesin frekansını destekler. Bu, akort edilmiş iki yapının, aynı titreşimi paylaşması ve beraber titreşmesi sonucu, birbirini etkilemesidir.

Neden caddeden bir kamyon geçerken penceremizin camı titrer? Titreşimle, motorun gürültüsü, cam ile kısa bir zamanda kesişir ve titreşime sebep olur. Nasıl bir soprano tiz sesi ile bir bardağı kırabiliyor?

O kadar güçlü şarkı söylüyor ki… Ya da sesin şiddeti değil, hayır; bunun sebebi kendi doğal ses titreşimi ile bardağın titreşimini uyumlaştırarak yönetmesindendir. Bir titreşim elde etmeye başlıyor, camın enerjisi genişleyinceye kadar esneklik sınırını aşıyor ve sonra.. kırılıyor. Bu aynı zamanda yankılanmadır bir bakıma.

Tüm büyüme araçlarımız, fiziksel, duygusal, yaratıcı olsun; mutlak frekansta titreşen “enstrümanlar” gibidir. Müzik titreşim aracılığıyla tıpkı cam bardak örneğinde olduğu gibi etkileşim halindedir.Peki ya hastalık ortaya çıktığında ne olur? Doğal titreşimin kendisine yabacı titreşimlerle kendisini uyumlaştıramamasıdır. Doğal titreşimde başkalaşma olarak.  O zaman müzik bizim “sesimizi”, varlık tonumuzu onarabilmek için bize yardımcı olabilir.


Özet olarak müzik bizi neden etkiliyor? Çünkü müzikte, sesin enerjisi titreşim; fiziksel, enerjitik, psikolojik ve zihin bedenlerimiz ile birbirini etkiler, yani titreşimler ve frekans benzerliği yoluyla etkileşim gerçekleşir.İnsanın her unsurunun kendi doğal rezonans frekansı var, hastalık, doğal frekansımızın titreşim yoluyla uyumsuzluğu ya da başkalaşımıdır, bedenlerimizin doğal titreşimine yabancı olan titreşimler müzik yoluyla frekans vasıtasıyla onu yeniden inşa etmeye yardımcı olabilir. Bu, dinleyici ya da müzik ile ilgilenen biri olalım, müzik ile iş birliğimizin neden devam ettiğini, ondan yararlanabileceğimizi, bizi yatıştıracağını hatta bizi iyileştirebileceğinin sebebidir.”[1]


Bağışıklığı korumak ve güçlendirmek için sağlıklı beslenmenin önemini artık hepimiz biliyoruz.
 Evet fizik bedenimiz ve enerjimizi arttırmak için sağlıklı yemekler yemek bir gerekliliktir. Peki ya duygularımız yok mu? Ve zihnimizin sağlığı için neler yapabiliriz?

Covid-19 salgınından sonra insanların birçoğu korku ve endişenin yön verdiği bir hayat yaşamaya başlamış olabilir. Diyebilirim ki korku ve endişenin nasıl insanı hasta edebilecek gücü varsa, tedbir almak da o kadar gereklidir.

Duyu organlarımız ile elde ettiğimiz her veri bir besindir, gördüğümüz şeyler, okuduklarımız, temas ettiklerimiz ve duyduklarımız üzerimizde oldukça etkili besinlerdir. Nasıl sağlıklı besinler almaya çalışıyorsak, diğer duyu organlarımızla da neden sağlıklı ve seçerek beslenmeyelim ki? Tüm duyu organlarımızla aldığımız besinler bünyemizi ve dolayısıyla bağışıklığımızı etkiler.  Nereye bakıyoruz? Nasıl düşünüyor ve nasıl hissediyoruz? Konumuza gelecek olursak neler dinliyoruz?

İnsanoğlunun var oluşundan beri evrensel olanı tasvir etmek amacıyla temas ettiği Güzellik Arketipinin bu dünyadaki formu olarak “Sanat”, farkında olalım ya da olmayalım, bizim en ihtiyaç duyduğumuz besinlerden. Sanatla arınmak, enerji dolmak, dinginleşmek mümkün. İçinde estetik, güzellik olan ve insana naiflik, yumuşaklık ve bazen de pozitif bir coşku veren her şey bir sanata dönüşme potansiyaline sahip.

Zihin ve duygular korku, endişe, kaygı durumları yaratabilirler. Bu olumsuz duygular ve düşünceler silsilesi, tüm hormon sisteminin dengesini bozarak domino taşı etkisi gibi strese neden olacak, sonra yaşam enerjisinin düşmesini sağlayacak, bu da bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olacaktır.

Bilimsel araştırmalar, kaliteli müzik dinlemenin stres hormonu olarak bilinen kortizol salınımını düşürdüğünü kanıtlamıştır. Sussex University ve Leipzeig Max Planck Enstitüsü’nden araştırmacılar; müziğin hastanede yatan hastalar üzerindeki etkisine dair çalışmalarda müziğin insanların iyileştirilmesi için nasıl kullanılabileceği gösterilmiştir. Bu araştırmanın sonuçlarına göre müziğin bağışıklığı arttırarak iyileşmeyi hızlandırdığını göstermiştir. Antik Çağlarda da, Bergama’da bulunan Pergamon Antik Kentinde bulunan Aesculape Mabedin’de 
ve bir çok Antik Kentte Müzik ile tedavi yapılan alanlar bulunurdu.

Bir başka araştırmada ise 300 kişi test edilerek 50 dakika boyunca mutlu ve neşeli bir dans müziği dinletilmiş, araştırmanın sonunda müzik dinletilen deneklerde bağışıklık sisteminin ilk savunma hattı olan antikor immunoglobin A seviyelerinin yükseldiği ve stres hormonu olan kortizol seviyelerinin kontrol grubundakilere oranla ciddi derecede azaldığı görülmüştür.

Tüm bu araştırmalarda bilim, müziğin sağlığımız üzerine etkisini gözler önüne seriyor. Müzik her ne kadar ses fiziği açısından somutsa da sezgisel ve henüz bilimin test edemediği birçok açıdan da soyut ve oldukça insanın psişesi üzerine etkili olan bir sanattır.

Sağlıklı günler dilerim.

Yonca Alpay


[1] Sebastian Perez, Günlük yaşam için müzik terapisi uygulamaları, 2010

12 Mayıs 2020 Salı

MÜZİĞİN BİLGELİĞİ

Sanat ve Güzellik

Bir ağaçta, bir kuşta, bir çiçeğin güzelliğindeki mükemmelliği her zaman görüyoruz. Doğanın kendisi bu güzelliği ve mükemmel olanı, dünya üzerinde yansıtan aracısız bir unsurdur. Bu yüzden doğada ve sanatlarda temas ettiğimiz güzellik arketipi, bu dünyadaki kutsallıktır diyebiliriz. Uyum içinde olan her şey güzeldir, çünkü güzellik, uyum içinde her şeyi bütünleştirmeye çalışır. Evrim ise, idealara ulaşmaya çalışılması; bu ideaları anlamamız ve onlar ile temas ederek eylemlerimizde bu ideaları barındırmaya ihtiyacımız olduğundan gerçekleşir. O yüzden felsefeyle temasa ve daha iyi olan Ben’e ulaşma ihtiyacı güderiz. Güzellik, İyilik ve Hakikat erdemleri birbirinden ayrı düşünülemezler ve bir üçgeni bütünler.

Evrensel yasalar Doğu Bilgeliğinde üçlü bir yapı ile açıklanır ve bu açıklamada Logos terimi kullanılır. Logos kavramını Platon ve Aristoteles "Bir şeyi anlaşılır kılan mantıksal temel" olarak açıklamışlar, Yeni Platoncular ise "tanrısal söz" veya "evrensel güç" anlamında kullanmışlardır. Birinci logos; İrade veya ilk yasa, ikinci logos; hayatiyet, enerji, sevgi, üçüncü logosa ise şekil, organizasyon yani ilk iki logosun bir sonucu olan oluşum olarak karşımıza çıkar. Hakikat’i, Üçlü Logosun iradi kısmı olarak düşündüğümüzde, İyilik ikinci Logos ve Güzellik ise dış görünüş yani şekil olarak, yani Üçüncü Logos ’un yansıması olarak gözükür. Sanat ve doğa; ilahi kıvılcımın bir parçası olarak kabul edildiğinde Aşk’tan bahsetmemek de kaçınılmazdır. Çünkü güzelliği ortaya çıkarma ve anlatma heyecanı ancak ona duyulan Aşk ile mümkündür.

DOĞA YASALARI

Kutsal olana duyulan aşk, İlahi Aşk, Plotinus’un bahsettiği bir ulaşma dürtüsü ve hareket ettiricisinden bahsediyoruz. Aşk ile buluşmuş her şeyde, yani güzellik arketipini barındıran şeylerde iyiliği, hakikati ve güzelliği görmemiz kaçınılmazdır. Örneğin doğada bir çiçeğe baktığımızda ya da çok güzel bir heykeli/resmi izlediğimizde içimizde gözleri yaşartacak kadar büyük bir mutluluk hissederek hayranlık duymamız bundandır. Çünkü oradaki evrensel olanı Sezgi aracılığı ile hissederiz. Güzellik kavramı Teozofi kitaplarında "Sezgi" ile özdeşleştirilir. İnsanın içinde var olan Sezgiye yaklaşıldığı anlık saniyelerde, insanı bir birlik duygusu ve saf mutluluk hissi sarabilir, insanın tüyleri diken diken olabilir ve bir coşku halinde de hissedilebilir. Hakikat ile buluşulduğu anlar, bir esrime ile gelir ve insanı; varlığı, dünya ve evren ile bütünleştirir. O yüzdendir ki güzellik kavramından bahsederken sanattan bahsetmek kaçınılmazdır. Çünkü gerçek sanatçılar bu beden aracılığı ile kaos olan şeyleri kozmos olarak forme sokar. Bir uyum vasıtasıyla üçlü logosu dünya üzerinde görmemizi, duymamızı ve hissetmemizi sağlayacak şekilde düzenlediğinde, o klasik sayılan eserler yüz yıllar boyunca hayranlıkla dinlenir ve izlenir. Güzelliği aktaran en güzel sanat eseri elbette ki doğanın kendisidir.

Güzellik Bir’in yansıması ve çoğalması ve kendini şekil, ses ya da görüntü olarak bedenlenmesi olduğundan bahsettik. Yasa’nın doğasıdır bu. Bu, ancak doğada ve kendini evrensel olan ile bütünleşmiş sanatlarda da görülebilir ve insanda bir hayranlık uyandırır. Doğu Bilgeliğinde bahsedildiğine göre; İlk geliştirdiğimiz duyumuz duyma ve son kaybedeceğimiz duyumuz da ses olacaktır.

Bu kadar uzun süre bizimle olacak bu duyunun evrensel olanla bir ilgisi var mıdır?

Plotinus, hakikate ulaşılabilecek üç guruptan bahseder;

1- Filozof
2- Müzisyen
3- Aşık

Müzisyen ve aşık; anlamak, kavramak için bir araca ihtiyaç duyar. Filozof ise, arketipleri (ilk örnek) algılayabilir ve saf zihinde yürür bu yolu.

Bu konu ile ilgili “Müzisyen Beyni” olarak internette bulabileceğiniz bir video hazırlanmış. Bu görsel anlatımda, bir müzisyenin beyninin nasıl çalıştığı, müzik çalışmanın beyinin fonksiyonlarına etkisini ve beynin nasıl daha kapasiteli çalıştığının nedenlerini anlatılıyor.

Peki, madem böyleyse tüm alanlarda bizi çalıştırıyor ve aradaki bağlantıları uyumlaştırıyorsa, iç armoniyi düzenleyerek Bireye (İnsanın evrensel tarafı) ulaşmayı sağlamaz mı?

Ses ve müzik, anne rahmindeki biyolojik birlikteliği hissettirdiği gibi, evrensel ruhsal birlikteliği de hatırlatıcı bir işlevce sahip olabilir mi?

Ses birleştirir oysa görüntü ayırır. Neden?

İnsan ayırıp birleştirdiği bu yolculukta serüvenine bu şekilde devam etmekte…

Müzik konusunda en büyük sıkıntı, müziğin bilimsel yönleriyle yeteri kadar tanıtılamamasıdır. İnsanların günlük hayatta bile sürekli iç içe oldukları bu olguya bilimsel yaklaşmak faydalı olabilir. Tanımından bahsederek başlamak gerekirse;

“Müzik ya da musiki, en genel tanımı ile sesin biçim ve anlamlı titreşimler kazanmış halidir. Başka bir deyiş ile de müzik, sesin ve sessizliğin belirli bir zaman aralığında ifade edildiği sanatsal bir formdur. Biçim ve titreşim içeren bir ses oluşumunda melodi olarak kabul görmesi için dinleyende duygulara yönelik etkileşim yapması da beklenmektedir.” [1]

Tanımına dahi bakacak olursak; Günümüz popüler kültüründeki şarkılar gerçekten bir sanat ve uyumlu müzik ürünü müdür?

Müziğin tanımıyla ilgili şu görüşler vardır:

“Kelimelerle anlatılamayan duygu ve düşüncelerin seslerle anlatılması sanatıdır.

Müzik; duygu, düşünce, izlenim ve tasarımları ve başka gerçeklerin de katkısıyla belli durum, olgu ve olayları, belli bir amaç ve yöntemle, belirli bir güzellik anlayışına göre birleştirerek, biçimlendirilmiş seslerle işleyerek anlatan estetik bir bütündür. Herkesin anlaya bildiği ve anlayabileceği yegâne dildir. Müzik dil ve ırk fark etmeksizin direkt olarak duygulara hitap eden etki eden bir sanat dalıdır.” [2]

Eski Yunan Felsefesinde müziğin etkisi yoğun olarak görülür.

Etimolojik olarak “Musiki-musika-muzika-müzik” kelimeleri Yunanca kökenlidir. Yunan alfabesinde m-o-u-s-a harfleriyle yazılan, peri anlamındaki MÜZİKA kelimesinin sonuna gelen –ike veya –ika takısı, o kelimeye konuşulan dil anlamını kazandırır; Elenika (Yunanca), Turkika (Türkçe), İtalika (İtalyanca) örneklerinde olduğu gibi. Musa’ya eklenen –ike takısı, peri sözcüğüne de perilerin konuştuğu dil anlamını verir. (Musiké) Mûsikiye daha sonraları toplumumuzda İslâmi terimle meleklerin dili denilmiştir. (Elest Bezmi’nin avazesi) Bu durum, müziğe eski çağlardan itibaren batıda da doğuda da tanrısal özellikler atfedildiğini gösterir.

Görüyoruz ki doğa ve gerçek sanat tarih boyunca tüm insanlar için, insanın evrensel olan ile buluşmasını sağlayan bir araç olagelmiştir. Çünkü güzellik arketipini ve kutsal olanı barındırır. Güzellik arketipine de müzik açısından bilimsel olarak baktığımızda matematiksel bazı kavramlar ile karşılaşırız. Tarih boyunca bu konuyu inceleyen bilim adamları, müzikologlar, düşünürler ve filozoflar bu konuda çalışmışlardır. Bildiğimiz kadarıyla bu konuda yoğunlaşan ilk filozof Pisagor/ Pythagoras idi. Platon ve Aristoteles Pisagorculuk’tan şu şekilde bahseder; Pisagorculuk, sayısallık ve evrensel uyumun yani armoninin temel niteliği idi. Ruhun yüceltilip Tanrı katına ulaşması ancak müzik ve matematik ile mümkün olabilirdi.

Pisagor’un özellikle değindiği konular;

Matematik
Frekanslar ve Armoni
Astroloji ve Evrensel Yasalar
Altın Oran gibi kavramlar olduğunu görüyoruz.

Bu konuları bir sonraki “Müzik ve Bilim” makalesinde ayrıntılı olarak ele almaya çalışacağım. Güzellik arketipinin doğada ve sanatta bizde bir coşku uyandırmasının bilimsel olarak Pisagor’un değindiği şeylere bakacak olursak matematiksel olduğunu görüyoruz. Bu konuyu aktarımı bir sonraki makaleye bırakarak, şimdi gelin doğadan bazı örnekler bize tekrar ilham versin.

Altın oran doğada mükemmelliğin matematiksel silueti olduğu gibi; resimde, mimaride kullanıldığı kadar müzikte de gerçek anlamda kusursuzluk ve güzelliği yakalamak için kullanılan gizemli bir sayı olmuştur.


MÜZİK VE SAĞLIK

Tüm dünyanın etkilendiği bu günlerde sağlık konusuna, sadece fizik plandaki bir olgu olarak değil, insanın sadece fizik olmadığını bilen fil...