Translate

sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2014 Perşembe

GEÇİCİ OLMAYAN ŞEYLERE DUYULAN AŞK



Hepimiz günü geldi aşık olduk, günü geldi bağlandık tutkuyla. Bazı zaman da öyle tutunduk ki güzelliğimize, gençliğimize, giydiğimiz giysilerimize..Şimdi hangisi hala var yada sonsuza kadar var olacak hayatınızda?



Çoğu yok, bayramda alınan o çok sevdiğimiz ayakkabı da yok, tutkuyla bağlandığımız adını aşk sandığımız ilişkimizde yok büyük ihtimalle. Belki şimdi söyleyeceğim birçoğunuzu acıtabilir ama kim var olan aşkınızın sonsuza kadar var olacağını söyleyebilir ki?


Mutlaka almanız gereken modanın son trendi olan o giysinin de seneye değeri olmayacak.. Nedir o zaman kurduğumuz bağların temeli? Neye ne kadar değer vermeliyiz? Hangi bilinçle yaklaşmalıyız? 

Gerçekçi olalım bence :) Maddi şeylerin çoğu geçicidir, biz, bedenimiz, giysilerimiz, mal varlığımız hatta çok sevdiğimiz kişiler bile geçicidir. Bunlara değer vermeyelim demiyorum, verelim elbet, sevgi doğru bilinçle yüceltilirse, bizi daha üst boyutlara çıkarabilecek en önemli ve hepimizin içinde var olan en önemli kaynaktır. Sevgi... :) Sevgiyi bağımlılıklara dönüştürmeden, kalpten bağlar kurmak en ideali bence. Maddi olan şeyler emanettirler sadece ve aslında bize hizmet eder, ortadan kaybolduğunda ise ki bu yüzde 50 bir ihtimaldir, bize olan hizmeti için teşekkür edip yolumuza devam edebilecek bilince yaklaşmaya çalışıyoruz dünyada aslında. 

Peki nedir geçici olmayan değerler, hiç düşündünüz mü?
Bence yaptığımız iyilikler geçici değil, aksine kalıcıdırlar. Hatta çığ gibi büyüyebilme özellikleri de vardır. İdeale her geçen gün biraz daha yaklaşarak hareket ettiğimizde, etrafımıza iyi örnekler olabiliriz. Hem de unutmayalım ki; bir ışık tüm karanlığı aydınlatabilir. Bilimsel olarak da kanıtlanmıştır ki, pozitif düşüncenin bile bir enerjisi vardır. Pozitif hareketin ise artı olarak domino taşı gibi etki özelliği. Ve bunun, değil dünyaya, tüm evrene yayılabilme kapasitesi vardır. Aynı gülmenin bulaşıcı olduğu gibi... :) O yüzden ERDEMLER geçici değil, kalıcıdırlar ve tüm evrene yayılırlar... :)

Tutkuyla bağlanacağımız şey bu olabilir.. Felsefe, "Philosopia" Yünanca'da bilgeliğe duyulan aşk anlamına gelir. Tüm bunları neden mi yazdım? 

Daha iyi bir insan olursak, daha iyi bir dünya olabilir...

Sevgiler...
Yonca... :)

25 Nisan 2013 Perşembe

GÖLGELERİN AYDINLIĞI

Gölgelerin gücü adına... :)



Her insanın erdemleri, pozitif yönleri, koskocaman sevgisi olduğu gibi bunların tam zıttı olan gölgeleri de kendinde barınır. Kusurlar, korkular, endişelerde insanın doğasında vardır. İşte tüm bu gölgeler bizi hata yapmaya sevk eder. Ne zaman ki bu gölgeler, aydınlığı bastırır, bir bulut gibi çöker bazen güneşli dünyamıza ve kalbimize.. İnsan işte o zaman kendi içinde problem yaşamaya başlar, öyle ya da böyle.. Bu durumda yapılacak tek bir şey vardır..



Hem fiziksel olarak, hem de içsel olarak, karanlığın içinden ancak bir gece geçilebilir. 

Hep gündüzü yaşayarak karanlık yönlerimizi, kusurlarımızı, korkularımızı yenemeyiz. Bu bir aldatmaca olurdu.. Bu gölgelerin ne olduğunu bilerek, o gölgelere bakmayıp, onları görmezden gelerek içinde bulunduğumuz durum her neyse orada durmak yada oraya buraya panik içinde çarpmak yerine, ilerlemeye devam ettiğimizde bir süre sonra karanlık yerini yine güneşli güzel günlere bırakacaktır. 

Aynı bir çocuğun karanlıktan korkması gibi aslında.. Çocuk, yürürken karanlık bir yere gelir ve korkarsa durması o karanlık yerden geçmesi engelleyecektir. Ya da en karanlık noktaya merak ve endişe ile kilitlenip bakarsa korkusu büyüyecektir. Çünkü gölgeler, onları biz büyüttükçe büyürler. Çocuğun yapması gereken tek şey, korkusunu bilerek, görmezden gelip adım atmaya devam etmektir. O zaman bir süre sonra karanlık bölgeden geçmiş olacaktır.. Ve ancak bir çocuk işte böyle büyüyecektir. Biz de, gölgelerimizi yendikçe güneşe ilerlemeye devam edeceğiz.

Bizi biz yapan bakış açımız ve bilincimizdir. Pozitife bakmalı, sevgiye, doğaya, çocuklara mesela.. Aslında hayat işte bu kadar basit, biz basitleştirirsek.  Gölgelere takılmamayı başarıp, güneşe ilerlemeye devam edersek. Ben şimdi bunu başarmak için doğaya çıkıyorum. İçimdeki gölge enerjisini yeşile ve maviyle topraklamaya..

Unutmayalım ki IŞIĞA YÜZÜMÜZÜ DÖNDÜĞÜMÜZDE GÖLGELERİ GÖREMEYİZ.
 


Size güneşi gönderiyorum işte böyle :)


Sevgilerimle..
Yonca..

6 Mart 2013 Çarşamba

TONTİNİMM..


22 yıl kadar önce bir melek tanıdım, onu 22 yıl boyunca tanıdım, sanki susuz kalmış gibi, yavaş yavaş içtim onu. O meleğin adı namı değer Tontini... Zeytin gözlüm derdi bana... :) Sevgi'yi öğrendim ondan, sevmeyi, hoşgörüyü, herşeye rağmen umut dolu gözlerle tebessüm etmeyi. Herşey için teşekkür ederim Tontinimm, seni çok özlüyorum, hadi gel, kahve içip, sohpet edelim. :) 
Onun ruhuna istediğimiz zaman dokunabilelim diye son yıllarında yazdı sık sık. 
Siz de onu tanımak isterseniz; http://sufi-saja.blogspot.com/
Bu link'te Tontini'nin birçok yazısı mevcut.
Bu da yayınlanmamış bir yazısı;


Gecenin sabahla buluşma vaktinde çimenlerin üstündeki çiğ tanelerini görebilir miyim?
Karanlığın içinde bile susmayan o ırmakların şarıltısını,
Dünyanın batıdan doğuya dönüşündeki o ilahi sese kulaklarımı dikip dinleyebilir miyim?
Limon ağacının dallar
ında titreyerek açan çiçeklerin kokularını içime çekebilirmiyim?
Denizin sahildeki kumlarla sevişmesini,
Yarasaların baş aşağı dallarda duruşunu,
Dalından hüzünle ayrılan bir güz rengi yaprağın havanın içinde salına salına gelip ayaklarımın dibine düşüşünü görebilir miyim?
Duvarın üstünden inemeyen minik kedinin acı seslenişini,
Soğukta elleri üşümüş torunumun avuçlarına hohlayışımı,
Öksürük nöbetlerinde başucunda şifa duası okuyuşumu,
Sen gelmezsen ben de sirk-e gitmiyorum diyen, ayrıldıktan beş dakika sonra "ben şimdiden onları özledim" diyen Eren’imin gözyaşını,
Özellikle yanlış söylediğim türkülerin sözlerini düzelten Yasemin’in kızgın bakışlarını..
Güney deniz saha komutanı Ege’min "bir-üç" diyerek onu sallamamı isteyişini,Tontini diyemediği için "ki-kin-kii" diye seslenişini...
Kabadayı Ata’mın o en içten can ısıtan komikliklerini,"yeşil ördek gibi daldım göllere" türküsünü yeniden duyabilirmiyim?
Kenarını kıvırıp Başımı koyduğum beni rüyalara götüren yastığımı,
Yolunda ölmeden önce bir kez öldüğüm, gökte ararken yerde bulduğumu bir daha görebilir miyim?
Bloglu ya da blogsuz dostlarımın, yol kardeşlerimin ardımdan diyeceklerini işitebilir miyim?
Bir kez daha şükredebilir miyim 40 kez yaşadığım her ana ve yediğim içtiğim her nimete?

Yıllarca kız çocuk sahibi olmak isteyip başaramadığım halde bana Allahın armağanı kızlarım yani güzel gelinlerim ve
fedakâr-ince ruhlu-hassas çocuklarımın ...
16 senedir bir an yanımdan ayrılmayan Allah'ın bana lütfu bedenlenmiş melek Sufi Cem’in...saçlarını okşayıp"ardımdan ne olur üzülmeyin” diyebilir miyim?
Azrail de 4 melekten biri ona kafa tutup başkaldırabilir miyim?
Yarına çıkabilir miyim? Yarın olacağım kritik ameliyattan “KORKMUYORUM” desem:Yalan olur dostlarım, billahi YALAN.Çünkü yanmasa da CIZZ-lıyor işte bu garip gönlüm.


Hepinizi inanın çok sevdim, Tontini. 
"Ameliyat öncesi Tontini tarafında yazılmış ve kaydedilmiş bir yazı. Meleksiz kalan bizlere. Bu yazının Taslak tarihi tontini nin vefaat ettiği tarihin 1 yıl öncesine ait, Yani 28.05.2011"
Cem Falay 

12 Şubat 2013 Salı

KULAĞIMA TAKTIĞIM 40 ADET GÖRÜNMEZ KÜPE..

Bu 40 kuralı ilk okuduğum günden beri, yaklaşık bir on yıldır ve sanırım hayat boyu devam edecek olan; çok etkilendiğim, feyz aldığım, yolundan gitmeye çalıştığım, hatırlamaya ve uygulamaya emek verdiğim gayemdir ..

"Her badireden ve tecrübeden sonra, hiç bir kitapta yazılı olmayan, sadece can defterime nakşedilmiş kurallara bir
yenisini daha ekledim.
Bunlara bir ad verdim.. " Gönlü Geniş Ve Ruhu Gezgin Sûfi Meşreplilerin Kırk Kuralı.
Bu kurallar benim için tabiat kanunları kadar evrensel, onlar kadar temeldir. Bu kuralların kırkını birden tamama erdirmek
uzun senelerimi aldı. Nicelerini silip silip yeniden yazdım. Simdi artık eklenecek ne bir virgül kaldı ne nokta. Ne bir harf, ne yeni
bir kelime. Artık kırk kural da bittiğine göre, ömrü hayatımın son faslındayım."
Tebriz'li Şems

         TEBRİZ'Lİ ŞEMS'İN 40 KURALI

1. Kural
Yaratanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar.
Şayet, Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla.
Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
 
2. Kural:
Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin.
Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma.
Bilhassa putlardan uzak dur dost.
Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma!
İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!


3. Kural:

Hakk' ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol.
Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.
"Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme.
Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?
 
4. Kural:
Kainattaki her zerrede Allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her yerdedir.
Allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O' nu görüp ölen de yoktur.
Kim O' nu bulursa sonsuza dek O’nda kalır.
5. Kural:
Şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir.
Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır.
Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et.
Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak.
Senin gönlün değişirse dünya değişir.
 
6. Kural:
Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır.
Sen sen ol, kelimelere fazla takılma.
Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.


7. Kural:
Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat' i keşfedemezsin.
Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.
 
8. Kural:
Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma.
Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği gizli
bir patika açar.
Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var.
Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır.
Sûfi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.


9. Kural:

Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir.
Sabır nedir?
Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir.
Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder.
Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.
 
10. Kural:
Ne yöne gidersen git, “doğu, batı, kuzey ya da güney”
çıktığın her yolculuğu, içine doğru bir seyahat olarak düşün!
Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.
 
11. Kural:
Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz.
Senden yepyeni taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
 
12. Kural:
Aşk bir seferdir.
Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir.
Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.
 
13. Kural:
Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı
hoca şeyh şıh var.
Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir.
Tutup da ona hayran olmaya değil.
 
14. Kural:
Kur'an dört seviyede okunabilir. İlk seviye, zahiri(görünen) manadır.
Sonraki, batîni (iç-derin) mana.
Üçüncü, batınının batınıdır.
Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.
 
15. Kural:
Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür.
Tek tek her birimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz.
Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır.
Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.
 
16. Kural:
Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır.
Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir.
Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir.
Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin.
 
17. Kural:
Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur.
Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse
görünsün, yıkandı mı, temizlenir, suyla arınır.
Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.
 
18. Kural:
Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir.
Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir.
Şeytanı kendinde ara ; dışında başkalarında değil.
Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir.
Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır.
 
19. Kural:
Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları.
Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir.
Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin.
Yakında gül yollayacak demektir.
 
20.Kural:
Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir.
Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün.
Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

21. Kural:
Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık.
Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı.
Farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.


22. Kural:
Hakîki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası O’na namazgâh olur.
Ama, Bekri ayni namazgâha girdi mi orası ona meyhane olur.
Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan,
suret ile yaftalar değil.


23. Kural:
Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret.
Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için.
Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar.
Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıktan uzak dur. Sûfi ne ifrattadır ne de tefritte.
Sûfi daima orta yerde...

 
24. Kural:
Madem ki insan eşref-i mahlûkattır, yani varlıkların en şereflisi,
Attığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir.
İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi
davranmaktan vazgeçmemelidir.

 
25. Kural:
Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama.
İkisi de şu an burada mevcut.
Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında.
Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

 
26. Kural:
Kâinat tek vücut, tek varlıktır.
Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır.
Sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma.
Unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir.
Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

 
27. Kural:
Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir.
Korka korka atar adımlarını.
"Aman sakın kendini" diye tembihler.
Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği:
" Bırak kendini, ko gitsin! "
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer.
Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur.
Ne varsa harap bir kalpte var!

 
28. Kural:
Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret.
Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi.
Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz.
Sûfi daima şu anın hakikatini yaşar.

 
29. Kural:
Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir.
Bu sebepten "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir.
Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir.
Güzergâh bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir.
Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.
 

30. Kural:
Hakiki sûfi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kötü laf etmez.
Sûfi kusur görmez. Kusur örter.

 
31. Kural:
Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı.
Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir.
Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp...
Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız.
Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

 
32. Kural:
Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil..
Hak Yol' unda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil.
Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!

 
33. Kural:
Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol.
Menzilin yokluk olsun.
İnsanın çömlekten farkı olmamalı.
Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insani ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

 
34. Kural:
Hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir.
Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede yaşar.

 
35. Kural:
Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz.
Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla.
İnsan-i Kâmil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi.
Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

 
36. Kural:
Hileden, desiseden endişe etme.
Eğer birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur.
Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer.
Bu sistem karşılıklar esasına göre işler.

 
37. Kural:
Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır.
O kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur.
Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç.
Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

 
38. Kural:
"Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiç bir zaman geç değil.
Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık.
Her an her nefeste yenilenmeli.
Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.
Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.
O'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz, Sen sadece buna inan!

 
39. Kural:
Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır.
Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar.
Ölen her dürüst insanin yerini bir dürüst insan alır.
Hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır merkezinde.. .
Hem de bir günden bir güne hiç bir şey aynı olmaz.
Ölen her sûfi için, bir sûfi daha doğar.

 
40. Kural:
Aşksız gecen bir ömür beyhude yaşanmıştır.

16 Aralık 2012 Pazar

Bu dünyada işimiz ne?

Kendimi bildim bileli, en çok araştırdığım konulardan bir kuple..
İlk kez çocukluk yıllarımda sorduğum bir soruydu; Bu dünyaya neden geldik? sorusu. Bu soru, daha o yaşlarda, bir çok soruyu beraberinde getirmiş ve annemin tavsiyesi üzerine bir defter edinip sorularımı ve kendimce bulduğum cevapları yeni öğrendiğim okuma-yazma ile oraya yazmaya başlamıştım. Cevaplardan çok net hatırladığım ve hala inandığım şu:
Tanrı/Allah nedir?
"Aslında bizim görebileceğimiz birşey, çünkü halıların içinde olan tozlarda bile o var bence." idi.
Bu dünyaya neden geldik sorusu ise o yıllarda ve sonrasında değişik cevaplara sahip oldu bende. Sonuç olarak bu sorunun cevabı bende hangi noktada, paylaşmak istedim.

Herkesin bu dünyaya gelme amacı varken, bir de kollektif bilinç denilen bir şey olduğundan sözedilir. Bu kollektif bilincin küçük topluluklardan, toplumlara, toplumlardan dünya insanlarına kadar ayrı ayrı ve kendi içerilerinde ortak gerçeklikleri vardır.
Hepimiz bu dünyaya gelmeye gönüllü varlıklardık ki, tek gerçek amacımıza ulaşalım. Ailemizi ve uygun ortamı en çok öğrenebileceğimiz şekilde seçtik. Tek gerçek amaç; İlahi güce, Nedensiz nedene, Büyük enerjiye, Yaradana ulaşmak.. Tüm kitaplarda bahsedildiği gibi, O enerji ile bütün olmak ve ona teslim olmak..
Bu üç boyutlu dünyaya geldik çünkü kendimizde halletmemiz gereken şeyler var.. İşte bu yüzden, bunları elimizden geldiğince halletmeli ve geçici sorunlar, geçici güzellikler, geçici maddiat yerine; daha çok gülümseyerek, içimizdeki sevgiye odaklanmalı, onu daha da büyütmeli, onu sevdiklerimize yansıtmalı ve o enerji ile kalabilmeye çalışmalıyız. Bence cennet orada. Bugün hepimize daha güzel bir gelecek (cennet) diliyorum :)

MÜZİK VE SAĞLIK

Tüm dünyanın etkilendiği bu günlerde sağlık konusuna, sadece fizik plandaki bir olgu olarak değil, insanın sadece fizik olmadığını bilen fil...