Translate

20 Nisan 2020 Pazartesi

İçe Dönüş ile Şifa: MANDALA


Evde daha çok zaman geçirdiğimiz bu günlerde boş zamanımız varsa endişelerden uzaklaşmak ve zihni susturmak için oldukça eski bir sanattan bahsetmek istiyorum.

Mandala yapmasanız bile, herhangi bir mandalaya baktığınızda dinginleştiğinizi gözlemleyebilirsiniz.

Güzel enerjiler yüklediğiniz bir mandalayı, size hatırlatması için üzerinizde taşımayı ya da duvarınıza asmayı tercih edebilirsiniz. Bakalım Mandala nedir ve neden bize iyi gelen meditatif bir etkinlik sayılmaktadır?
Mandala bazı kaynaklarda “strese karşı terapi” olarak da geçmektedir. Mandala, Sanskritçe 'çember' anlamına gelir. Kelimenin kökenine bakıldığında ise “Manda” enerji veya öz, “La” ise kap anlamına gelir; yani Mandala "enerjiyi saklayan/tutan kap" olarak tanımlanabilir.

Mandala, Hint kökenli dinlerde metafizik veya sembolik bakımdan mikro kozmosu (tüm evrenin yansıması) gösteren şekillere verilen bir sanattır. Çünkü evrendeki ritmin ve döngüselliğin yansımasıdır. Kumda, parşömende, seramikte, halı sanatında ve işlemede çalışılmaktadır. Merkezden başlayarak dışa ve sağa doğru daireler halinde genişleyen şekilleri belli bir düzene göre boyama sanatı olarak yapılmaktadır. 

Mandala’nın faydaları:
Mandala neden bir terapidir? Şimdi biraz ona bakalım. Hem evreni sembolize ettiğinden hem de bir içe dönme pratiği olduğundandır diyebiliriz. Mandala çizmek duyguları ifade etme biçimidir. Kendi ile iletişim kurabilen insanların iç dünyalarının daha dengede olduğunu hepimiz biliyoruz.

- Sakinleşmemizi, olumsuz ya da kendini tekrar eden iç seslerin durmasını sağlar.
- Bütünü görmemiz için farkındalığımızı arttırır
- Konsantrasyonumuzun artmasına yarar.
- Sabırlı olmayı öğretir
- Erdemleri çalışmak için pratik bir yoldur.

Mandalalar her zaman daire şeklindedirler, aynı evrende gördüğümüz gibi. Kare şeklindeki motifleri bile yuvarlak formdadırlar. Mandala da evrenin oluşumu gibi bir merkezden başlayarak sağa doğru bir hareketle, dışa doğru genişleyen bir helezon olarak, sayıların ve geometrik şekillerin oluşumu olması, bizi derinleştiren ve evrenin bir yansıması olduğu fikri ile buluşmamız gereken en önemli amaçtır. Yani Mandala, “Bir”den düalitenin başlamasıyla kendinden türüm eder ve çoğalır.

Nasıl Yapılır?

İnternet üzerinden bulabileceğiniz ve merkezden sağa doğru genişleyen hareketlerle boyayabileceğiniz gibi, şekilleri de kendimiz oluşturabiliriz. Çizim sırasında sizi sakinleştiren bir müzik dinlemek daha da yardımcı olacaktır.

Renklendirme işlemi de şeklin ortasından başlayarak dış hatlara doğru bir hareket izlenmelidir ki yaratımın sembolü olarak içimize işlesin.

Sıfırdan kendi mandalamızı oluşturmak içinse, aşağıdaki gibi bir yol takip edilebilir.
  • Boş bir sayfa, cetvel, pergel, çizim ve renkli kalemlerimizi hazırlıyoruz ve dinlendirici bir müzik ayarlıyoruz. 
  • Çalışmaya başlamadan önce geliştirmek istediğimiz bir erdem belirleyip, bir süre bu erdem üzerine düşünebilir ya da bu erdem ile ilgili sözler okuyup derinleşebiliriz.
  • Kâğıdın tam orta noktasını belirleyip o noktaya cetvel yardımıyla bir artı çizin.
  • Sonra çizdiğiniz artıdaki merkezden başlayarak pergel ile bir daire çizin
  • Çizdiğiniz daireyi bir pasta dilimler gibi eşit parçalara ayırmak işinizi kolaylaştıracaktır.
  • Ne kadar kolay ya da zor yapmak istediğine doğru orantılı, yine pergel yardımıyla istediğiniz genişlikte ve istediğiniz sayıda aynı merkezden başlayarak daireler çizmeye devam edin. Suya taş attığımızda oluşan daireler gibi gözükecektir.
  • Ve merkezden başlayarak geometrik ve dairesel şekiller çizmeye başlayabilirsiniz. Yay şeklinde küçük motifleri ilk küçük daireye çizerek başlayın. İsterseniz öncelikle kurşun kalem kullanın ki, hatalarınızda ya da beğenmediğinizde silebilesiniz.

  • Çizdiğiniz yayları istediğiniz yöne doğru birleştirerek motiflerinizi oluşturmaya çalışın. Ve sağa doğru genişleyen bir yol haritası ile tüm taslağınızı oluşturun.
  • Daha sonra kullanmayı istediğiniz renkleri belirleyebilirsiniz
  • Renkli kalemlerle çizimlere devam edebilirsiniz ya da boyamaya başlayabilirsiniz.






Şekil 3- Örnek olarak kullanılabilecek bazı basit şekiller

Sağlıklı günler dilerim.
Yonca Alpay


































4 Ocak 2019 Cuma

HAYAT

Ne acayipsin hayat,
Eğlenceli, karmaşık
Sürprizlerle dolu ve değişken

Soruları sorarken cevapların geldiği,
Cevapları alırken yeni sorular doğurtansın

Ağlarken gülümseten, gülümserken ağlatansın
Her yeni gün en baştan başlayan
Birden kaldırılması ağır denemeler verdiğin için zaferlere sebep olansın
Herşeye rağmen bütün olarak güzel teslim olduğum
İçinde kendimi her gün yeniden bulduğumsun.
Teşekkürler hayat, verdiğin aldığın vermediğin herşey için💜


29 Kasım 2018 Perşembe

NERDESİNİZ?

Ben sizin elleriniz, emeğiniz ve çabanızım.
Ben sizin isteğiniz ve isteksizliğiniz,
Sizin korkularınız, alışkanlıklarınız, nefretiniz ve alınganlıklarınız,
Ben bencilliğiniz, oyunlarınız ve haklı olma savaşınızım.

Peki siz nerdesiniz bu kadar şey arasında?
Oysa anlaşabilirdik biraz dingin kalabilseydik,
Hakikati duyabilirdik ve yönümüzü gösterebilirdi bize.
O zaman buluşabilirdik iyilikte, hoşgörüde, paylaşımda
Ve sevgide
O zaman daha güzel bir dünyada el ele olabilirdik
Ve o zaman sonsuzluğa özgürce yürüyebilirdik.

Y.A.

27 Kasım 2018 Salı

Etkisi eskimeyen şiir- Düşünüyorum da..

Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi

düşünüyorum da,
sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
Korkularımızın paylaşılması
Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında
Kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bu çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu, duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor gerçek kimliğimizi,
Duyularımızı bastırıyor, elele tutuşmamızı engelliyor mu?

Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
Ne çıkar ateş böceği sansalar beni.?
Belki en hoyrat yürek bile, ateş böceğinin o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğunu el kaldırmaya kıyamaz?
Güçlü kapıların arkasına kilitlesem kendimi, korkaklığımı, sevgi isteğimi
En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem, bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup, bir kuş gibi uçacağım özgürce.
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
O da çözülecek belki samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.
Oysa bir görebilsek bunu, kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak
İncinsek yaralansak.
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu
Denesek
Risk alsak
Yanılsak
Farketmez
Tekrar tekrar bıkmadan denesek ve kucaklaşsak yeniden, tıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.
O zaman farkedeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
Kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yaşadığımız coğrafya zor, şartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kar bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
Kırın o sert ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.

Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi..

Rabindraneth Tagore


8 Temmuz 2018 Pazar

Yol Olmaya Geldim

YOL OLMAYA GELDİM

Ölmeden olmak yok imiş
Aynadaki hayal imiş
Yolda sanıp oyun imiş
Yol olmaya geldim

Hakikat uğruna ölmez isen
Aradığın bulunmaz imiş
Ne aradığını bilir isen
Hazine senin içinde imiş

Acılardan geçer isen
İsyan edip korkmaz isen
Nedenleri bulur isen
O cehennem cennet imiş

YA

16 Mart 2016 Çarşamba

ÖZGÜRLÜĞE ÇAĞRI

Kölelikten özgürlüğe bir yolculuk bu,
Adım adım yaklaştığımız.
Eninde sonunda varacak olduğumuz.
Bir ezgi var söylemek istediğim.

İnsan bırakamadığı şeylerin kölesidir.
Nasıl mı?
Mesela sigara, alkol, teknoloji, sosyal medya bağımlılığımız.
Atmaya kıyamadığınız çocukluğumuzdan kalan bir oyuncak, ya da bir fotoğraf.
Yurt dışı gezimizden kalma bir metro bileti,
Bizi her seferinde üzen çok sevdiğimiz arkadaşımız.
Kazıklayan tanıdıklar,
Arkanızdan konuşanlar,
Bizi yaralayan kandaşlarımız,
Bırakamadığınız duygularımız,
Öfkemiz,
Sevilme ihtiyacımız,
Onaylanma ihtiyacımız,
Bağımlısı olduğumuz her şey kısacası..

Hepsi bize zarar verdiği halde çözüm arayıp bulamıyorsak, bırakamamızın tek sebebi, onlara köle olmamız değil mi?

Ancak iyi bir haberim var, ÖZGÜRLEŞMEK ELİMİZDE :)
Size zarar veren şeyleri dönüştüremiyorsanız, elinizden geleni yapmış ve bu sizin elinizde değilse artık, terk etme zamanı gelmiştir. Belki başta sancılı bir süreç olsa da her türlü alışkanlığı bırakmak, bizi özgürleştirecek tek yoldur. Kendi irademizle bu yolu seçersek Karma da bize öğrenmemiz için daha acı tecrübeler yaşatmayacaktır. Aksine, kendi duvarlarımız ya da sınırlarımıza çarpmadığımız için, ne ekersek onu biçeceğiz, "Herkes kendi kaderini kendi yaratır". Bir sır vereyim mi, kendi hayatımızın kahramanı olabiliriz ;)
Bahar yakındır ve anahtarı bizdedir.


Nerde yüreği tertemiz uyanık insan?
Nerde güzel düşünceler ardından koşan?
Herkes kendi kafasının kulu kölesi:
Hani Tanrı'nın kulu, nerde o kahraman?

Ömer Hayyam


11 Haziran 2015 Perşembe

Arz'ın Merkezine Seyahat

Düşündüm, çalıştım, araştırdım ve yine düşündüm
Alemlerden alemlere gezdi zihnim.
Hücredeki molekülde, oradan atomda yani mikrokozmozdayım
Düşündüm..
Benzettim..
Çıktım yola, ve
Böle böle bütünledim

1'deyim 10'dayım, her şeyin dönüşümle 1'e olmasında ve
Yine bütündeyim
Tüm renklerin tekrar tekrar beyaza dönmesindeyim.

Sonra Herkül'ü düşündürdü çalıştıklarım,
Güneş'teyim şimdi, makrokozmozda
Gezegenler, İnsan, Atalarımız ve yine insan,
Neler oluyor,
Bir küçülüyo bir büyüyor Dünya..
Güneş'in anlatmak istediği ile atomun benzerliği..

Sonra hayranlıkla gördüğüm, izlediğim,
Dinlediğim sanatları düşündüm
Sonra güzel kavramı ile tüm düşündüklerim uçuştu hiçe..
Hayranlık..
Gözlerde tebessümlü iki yaş..

Hepsi tek bir ses oldu şimdi
Zihnime binip, gezdim alemleri öyle bugün,
İnsan'ın merkezindeki BİR'in bilgisine doğru.
Duydum onu..
Sanat'ları, uygarlıklarlı, din'lerin asıl özünü
Ve bilimi yakıtım yapıp alıp başımı gittim öyle.







15 Nisan 2015 Çarşamba

ÜZÜLMEYİ NASIL DURDURURUZ?



Üzüntü İle Başetmek Mümkün Mü?

Üzüntünün yol açtığı etkiler tüm insanlar için sorun oluşturur. Üzüntü anksiyetenin bir şeklidir, gelecekle ilgili muhtemel bir olay için, tekrarlanan döngüsel düşüncelerden dolayı oluşur. Kontrol dışında olan zihnin kendini ifade ediş şeklidir ve yan etkisi de tükenmişlik halidir.


Hiç kimse üzülmek, endişe etmek istemez, fakat ilginçtir ki, bazen, endişelenmediğimizde, olayları umursamadığımızı ya da gelecek ile ilgili bir olasılık için hiçbir şey yapmadan onu ihmal ettiğimizi düşünüyoruz.

Bu nedenle, üzüntü ve endişe ile başedebilmek için, ilk ihtiyacımız, temel psikolojik bir önerme üzerine çalışmaktır: Zihnimizin tek ihtiyacı, kişiliğimize ait olan her şeyi yeterince bilemeyeceğimizi kabul etmektir.

Bir insan yeni bir akıllı telefon ya da matkap vb. bir şey aldığında, ilk yapacağı şey, kullanma kılavuzuna bakarak, nasıl kullanacağını öğrenmek ve aldığı şeyin mekanizmasını anlamak olacaktır. Ve daha da önemlisi onu nasıl kontrol edecek olmasıdır.

Ne yazık ki, zihnimizi nasıl kullanacağımız ile ilgili aynı şekilde düşünmüyoruz. Sadece kontağı çevirmemiz ve zihni otomatik olarak çalışmasına izin vermemiz gerekiyor. Farzedelim ki, en iyi sonucu bulmak için çaba sarfetmemize gerek yok.

Yaratma potansiyali olan güzel bir müzik yerine, dikkati rastgele notalara, seslere verince sizce zihnimizde neler oluyor?

Geçmişte birçok medeniyet, enerjilerini teknolojiyi geliştirmeye vermemişlerdir, fakat hakikati ve insanoğlunu anlamaya çalışmışlardır. Zihnimizdeki karışık elementlerin niteliklerinin bazıları pozitif, bazıları ise negatiftir. O yüzden genel olarak zihnimiz, iki farklı bakış açısı ile hareket eder:

Düşük Bilinç ve Yüksek Bilinç. Budizm'e ait ezoterik isimleri ise Kama-Manas (arzuların zihni) ve Manas (saf akıl) olarak adlandırılır.

Endişe, arzu zihnimize ait hayatta kalma ile ilgili içgüdüsel bir mekanizmadır. Arzularımızdan dolayı endişeleniriz, herhangi birşeyin gerçekleşeceği veya gerçekleşmeyeceği ile ilgili istekler. Olayları, şeyleri yönlendirme ve hızlandırma isteğinin bir sonucudur bu. Rahatsız edici bir düşünceyi sürekli düşünerek, onu besleriz ve onun çoğalmasına yardım ederiz. Buraya kadar bir sorun yok, fakat sonra zihnimiz, bedenimize ve duygularımıza fazlasıyla zulüm edinceye kadar bunu yapmaya devam ederiz.

Düşük bilincimizi kontrol etmek için, Manas'ı aktive etmemiz gerekir. Zeka ile ilişkili olan yüksek bilinç, seçme eylemi ile ilişkilidir. Bu etimolojinin aslı şudur, zeka akıllıca seçimler anlamına gelir. Zekamız geliştiğikçe, bir taraftan; üretkenlik, kendimize ve diğerlerine karşı yararlı olmak, tam zıttı olarak ise; diğer taraftan arzuların kontrolünde, zararlı, bencil ve gereksiz olan düşüncelerin arasında kalırız, ama aslında bunlar bize seçim yapmamız için fırsatlar sunar.

Aynı zamanda, antik Stoacı öğretilere başvurduğumuzda, onlar da bize yol gösterir ve yardımcı olur. Özellikle Epiktetus, kontrol edebileceğimiz ve kontrol edemeyeceğimiz şeyler arasındaki ayrımı yapabilmemiz için bize cesaret verir. Bize endişe veren şeyleri denetlemek, kullanışlı bir egzersizdir; gözlemleyerek düşüncelerimizi değiştirebilir ve onlar üzerinde etki yaratabiliriz. Eğer bunu yapabilirsek öngörü sahibi olabilir ve her ne olursa olsun, pozitif bir sonuç alırız. Birçok sefer denemek, anksiyete için en iyi tedavi yöntemidir.

Eğer bunu değiştiremezsek, endişe edilecek hiç birşey olmaz, çünkü zaten hiç bir yol bize yardımcı olmayacaktır.

Endişeye düştüğümüzde, o bizim hakkımızdan gelmiştir ve havamızı değiştirecek farklı bir değişiklik yapıp, hasta zihni tercihen pozitif ve uyumlu olanla dağıtmak yararlı olabilir. Doğada bir yürüyüş,bir arkadaşla farklı bir konuda sohbet, güzel bir okuma, iyi seçilmiş huzur veren bir müzik, ya da zihni nefes aldıracak her hangi bir şey olabilir.

Nihayetinde, bilincimizi yükseltebildiğimizde farkındalık seviyemiz artacağından her şeye yepyeni bir perspektifle bakabileceğiz.


Gilad Sommer


Çeviren: Yonca Alpay

4 Mart 2015 Çarşamba

UYAN!!

Biz insanoğulları ne kadar gafiliz.  Uyuyoruz derin bir uykuda. Aman bize dokunmayan yılan bin yaşasın. Ne de olsa uyanmaya niyetimiz yok. Doğru söylüyorlar hemen dokuz köyden kovuyoruz.

Konu ne diyorsunuz biliyorum. Daha önce "İŞARETLER" adlı bir yazı yazmıştım. Hayat, bize uyarı niteliğindeki bizim daha iyi birer insan olmamız için bize yön veren, bazen bizi koruyan, bazen ise eğitici ve öğretici bir sürü işaretlerden oluşur. Aslında size bir sır vereyim mi?Hayatın her saniyesi, her olay, doğa, her kişi tam olarak bunun için vardır ve olmuştur.  Yani hayatın kendisi tam olarak budur. İşaretler. .



Ama bir yanılsama içinde tutturmuşuz gidiyoruz. İşimize gelenlere inanıyor,  gelmeyenlere inanmıyor, olup olmadık öfkeleniyor, cezalar biçiyoruz. Üşeniyoruz, beş dakika bile zamanımız yok. Hmm hep de haksız değiliz. Çoğunlukla da aklımız hafızamız bize oyunlar oynuyor, arzularımız da oyalıyor..Ahh içimizdeki asıl şeytanlar.. 

Ama ya neden gelmiştik sonradan kendi ellerimizle mahvettigimiz bu güzel dünyaya?
İşaretler bize ne diyor?
Neyi hatırlatıyor? 
Neyi hatırlamamız gerekiyor?
Biz aslında neyiz? 

Bununla ilgili çok hoşuma giden bir söz var.

"Kendini ışıktan gelmiş ve ışığı saçmak üzere yaşayan bir varlık olarak kabul eden insandır. Sorunu, ışığı yansıttığını – yani aslında AY olduğunu – unutup, kendini GÜNEŞ sanmaya başlaması ve dünyanın kendi etrafında dönmesini talep etmesidir." Junoastrolojy*

Enerji istiyoruz, daha çok para, daha çok sevgi, daha daha daha..
Tüm saydığınız ve sayacağınız her şey enerjidir. Fizik kurallarından Termodinamik yasasına göre hiç bir enerji yoktan var edilemez ise, biz bir şeyler yapmadan da hiç bir istediğimiz bizim kucağımıza düşmeyecektir.Enerji sadece dönüşür.

Neden mutsuzsun? 
Neden acı çekiyorsun? 
Neyden uyanamıyorsun? 
Savunma mekanizmaların ne?
Ya İşaretler nerede?

İşaretler her yerde, sakinleş, duy, dinle..
Savaşa başla,  sonu senin zaferindir. 

Hayat sana diyor ki;
"Beni duy, buradayım. Sen kendi üzerine çalışıp kendini tanıdıkça,  bugüne kadar taktığın tüm maskeleri, kızgınlıkları, kırgınlıkları bıraktıkça,  kapılar teker teker açılacak. Harekete geç, erteleme. Yarın değil şimdi.. Kendin için bir şey yapacaksan bunu yap ve devam et. Kendinle çalış. Evren sensin. Araştır, oku, düşün,  yaz..Yarın değil,  şimdi!  An'da olmak budur.Bekleyerek hiç bir şey değişmeyecek. Hadi.. Geç olmadan uyan. Biliyorum zor ama oldukça zevkli bir yol. Kaybetme olasılığı yok.Tekrar söylüyorum pes etmezsen zafer senin. Simdi adım at, iste şimdinin gücü! !

YONCA ALPAY...:)

Tavsiyeler: Metin Hara "YOL" kitabı
                    *Junoastrolojy.com
                    Özellikle bayanlar için Seda Diker'in kitapları (özellikle "Aslında ayrılık da yoktur" ve "Duygu Simyacısı" kitapları 



16 Ocak 2014 Perşembe

GEÇİCİ OLMAYAN ŞEYLERE DUYULAN AŞK



Hepimiz günü geldi aşık olduk, günü geldi bağlandık tutkuyla. Bazı zaman da öyle tutunduk ki güzelliğimize, gençliğimize, giydiğimiz giysilerimize..Şimdi hangisi hala var yada sonsuza kadar var olacak hayatınızda?



Çoğu yok, bayramda alınan o çok sevdiğimiz ayakkabı da yok, tutkuyla bağlandığımız adını aşk sandığımız ilişkimizde yok büyük ihtimalle. Belki şimdi söyleyeceğim birçoğunuzu acıtabilir ama kim var olan aşkınızın sonsuza kadar var olacağını söyleyebilir ki?


Mutlaka almanız gereken modanın son trendi olan o giysinin de seneye değeri olmayacak.. Nedir o zaman kurduğumuz bağların temeli? Neye ne kadar değer vermeliyiz? Hangi bilinçle yaklaşmalıyız? 

Gerçekçi olalım bence :) Maddi şeylerin çoğu geçicidir, biz, bedenimiz, giysilerimiz, mal varlığımız hatta çok sevdiğimiz kişiler bile geçicidir. Bunlara değer vermeyelim demiyorum, verelim elbet, sevgi doğru bilinçle yüceltilirse, bizi daha üst boyutlara çıkarabilecek en önemli ve hepimizin içinde var olan en önemli kaynaktır. Sevgi... :) Sevgiyi bağımlılıklara dönüştürmeden, kalpten bağlar kurmak en ideali bence. Maddi olan şeyler emanettirler sadece ve aslında bize hizmet eder, ortadan kaybolduğunda ise ki bu yüzde 50 bir ihtimaldir, bize olan hizmeti için teşekkür edip yolumuza devam edebilecek bilince yaklaşmaya çalışıyoruz dünyada aslında. 

Peki nedir geçici olmayan değerler, hiç düşündünüz mü?
Bence yaptığımız iyilikler geçici değil, aksine kalıcıdırlar. Hatta çığ gibi büyüyebilme özellikleri de vardır. İdeale her geçen gün biraz daha yaklaşarak hareket ettiğimizde, etrafımıza iyi örnekler olabiliriz. Hem de unutmayalım ki; bir ışık tüm karanlığı aydınlatabilir. Bilimsel olarak da kanıtlanmıştır ki, pozitif düşüncenin bile bir enerjisi vardır. Pozitif hareketin ise artı olarak domino taşı gibi etki özelliği. Ve bunun, değil dünyaya, tüm evrene yayılabilme kapasitesi vardır. Aynı gülmenin bulaşıcı olduğu gibi... :) O yüzden ERDEMLER geçici değil, kalıcıdırlar ve tüm evrene yayılırlar... :)

Tutkuyla bağlanacağımız şey bu olabilir.. Felsefe, "Philosopia" Yünanca'da bilgeliğe duyulan aşk anlamına gelir. Tüm bunları neden mi yazdım? 

Daha iyi bir insan olursak, daha iyi bir dünya olabilir...

Sevgiler...
Yonca... :)

MÜZİK VE SAĞLIK

Tüm dünyanın etkilendiği bu günlerde sağlık konusuna, sadece fizik plandaki bir olgu olarak değil, insanın sadece fizik olmadığını bilen fil...