12 Ekim 2015 Pazartesi

PLATON DEVLET KİTAP ÖZETİ

PLATON DEVLET KİTAP ÖZETİ

Yaşadığımız ve gittikçe karanlık çağa gittiğimiz bu günlerde paylaşmanın bir ihtiyaç olduğunu düşündüm. 

Platon’un (m.ö 427-347)yasadığı donemde demokrasi sona ermiş, Yunanistan ara bir donemden geçmektedir. Platon’un Devlet eseri, günümüze kadar tüm toplumlarda ses getirmiş ve derinden etkilemiştir.


Platon, erdemler, ideal kavramı, ideal bir hayat ve yönetim sekli üzerine araştırmalar yapmış ve Sokrates'in sohbetlerinden diyaloglarla bu ideal arayışını Devlet kitabında kaleme almıştır.


BİRİNCİ KİTAP
Sokrates, Glaukon, Polemaarkhos ve diğer düşünürlerle konuşmasında, yaşlılık uzerine, para uzerine ve doğruluk/adalet kavramı uzerine konuşmaya baslar.Tartışma, "Doğruluk, güçlünün isine gelen midir?" ve "Güçlü, güçsüzün yararını gözetmeli i mi?" sorularına gelir. Ancak konuşma “Doğruluğun, güçlünün çıkarlarına göre şekillenen değil, doğal, etik ve adil olandır.


Sonuç olarak; “Doğruluk, eğrilikten daha iyidir” sonucunda hem fikir olurlar.Fakat doğru eylemleri gerçekleştirmek için doğruluğun ne olduğunun bilinmesi gerekir, yoksa iyilik sayılamayabileceği fikrine ulaşılır.


İKİNCİ KİTAP
Bu bölümde, daha çok “adalet” erdemi üzerine yoğunlaşılmıştır. Glaukon eğri insanın hayatını över, Sokrates ise adil insanın hayatını över.


Sokrates bütünsel bakmak istediği için toplum kavramını anlatmaya başlar. Öncelikle toplumun temel ihtiyaçları karşılanmalı, bunun için çalışanlar üretenler sınıfından olmaktadır. Zorunlu olmayan şeyler de olmalı, bu lüksler savaşa yol açacağı ,için de savaşçılar olmalıdır. Savaşçılar, yani koruyucular genel olarak, cesur, güçlü ve filozof ruhlu olmalılardır. Koruyucular fizik bedenlerini jimnastik ile, ruhlarını ise müzik ve şiir ile eğitmelidirler. Eğitimleri konusunda detaylı bilgiler verir.


Çocuklar ise uygun olan masallar ile eğitilmeli, Tanrılar ise iyi tasvir edilmelidir.


ÜÇÜNCÜ KİTAP
Sokrates, koruyucuların eğitimindeki detaylara devam eder. Jimnastik eğitimleri, sanat eğitimleri nasıl olmalıdır? Toplumdaki sanat kolları nasıl olmalıdır?


Peki ya aşk? Eğitim ve çalışma ile idealar dünyasına gidilebilir ancak AŞK yüksek enerjili bir motivasyon sağlar. Ancak Aşk, güzel ideasını aramalıdır, rotası yüksek değerlerde olmalıdır.


Toplumdaki Yönetici sınıfı da; Koruyucular’ın içinden seçilir. Ve “Metaller Mitosu”ndan bahseder.
Yöneticiler (filozoflar), altın
Koruyucular (savaşçılar,bekçiler), gümüş
Üreticiler (Çiftçiler ve zanaatkarlar) ise bronz ve demirdir


Koruyucular ve doğal olarak Yöneticiler, Üretici sınıfından alınan vergiler sayesinde Devlet tarafından sağlanan hayatı yaşarlar, kendilerine ait malları ya da maaşları yoktur. Devlet’in iyiliği her şeyin üzerindedir.


DÖRDÜNCÜ KİTAP
Platon adalet kavramından şu şekilde bahseder;
Her kişinin layık olduğu her şey, verilir. Herkes kendi doğasına en uygun işi üstlenir ve bütüne hizmet anlayışı ile topluma en iyi hizmeti verir.
Bu bölümde, toplum açısından bireyin açısına tekrar geçilir. Sokrates, ruhtaki üç kısmın tarifini yapar.
Hakikate aşık, akılsal taraf- Yöneticiler
Onura aşık, yürekli taraf- Koruyucular
Dünyevi zevkler isteyen iştahlı taraf- Üretenler sınıfı


Biz adaleti eyleme dönüştürme eğilimindeyken, Sokrates, ruhun kendi doğasının bir sonucu olarak görür. Bizim adil kişiliğimiz hakikate aşık olduğundan, onur arzusu ve açgözlülük tarafından esir alınamayacağını belirtir. İyilik ruhun sağlığıdır, kötülük ise hastalığı olarak tanımlanır.
Bu kurulan devlette başlıca erdemler, bilgelik, yiğitlik, ölçülülük ve adalettir. Ancak eğriliğin de araştırılması gerekmektedir.


BEŞİNCİ KİTAP
Devlette kadının ve çocuğun yeri konuşulur. Kadınlar da erkeklerin yaptığı işleri yapabilir ancak oranı kendi doğaları kadar olmalıdır. Koruyucuların kadınları ve çocukları ortaktır.


Çocukların eğitimi ve evlilikten bahsedilir. Savaşlarda kullanılacak lanunlar nasıl olmalıdır gibi pek çok soruya yanıt olabilecek, detaylı bir kanun kitabı gibi bir bölümdür.


En sonunda Sokrates, yöneticilerin hem devlet gücü, akıl gücü olan filozoflar olması gerektiğini söyler.


ALTINCI KİTAP
Bir filozof nasıl olmalıdır?


Adeimantos, filozofların kaçık olduğunu etraflıca savunmasına, Sokrates, devleti yönetenlerin kötü kişiler olduğundan filozofların kaçık gibi durduğundan bahseder. O günkü devlet şekillerinin hiçbiri filozofun doğasına uygun değildir. Ancak Devlet’de çocukluk ve gençlikte yaşa uygun eğitim verilip iyi bir temel ve yapı taşları ile zenginleşerek, yaşlılıkta ise felsefe ile baş başa kalacaktır. Bu bölümde “iyi” ideası hakkında da konuşulur. İyi kavramı nedir?


Sokrates, bilgiye;
Kavrayış,
Çıkarış
İnanç ve
Sanı yoluyla ulaşılabilir der.


YEDİNCİ KİTAP
Mağara mitosu bu bölümde anlatılır. Akabinde de eğitim konusunda konuşulur.


Başa getirilecek filozoflar;
Matematik
Geometri
Üç boyutlu bilim
Astronomi
Armoni ile eğitilmelidirler.


Her yaşa göre de eğilimler ortaya çıkarılmalıdır.


SEKİZİNCİ KİTAP
Bu bölümde, devlet şekilleri açıklanmaktadır. Dört çeşit bozuk yönetim şekli vardır, Aristokrasi ile beş olmaktadır. Bu yönetim şekillerini  insanlarla bağdaştırır.
Aristokrasi- bu yönetim şekli iyi ve adildir
Timokrasi- yanılsamalar başlamıştır, demir gümüşle, tunç altınla karışmış şekildedir.
Oligarşi- Zenginlerin yönetimidir, en değerli şey paradır
Demokrasi- Fakir halkın kazandığı yönetim şeklidir, ancak devlet herkese her özgürlüğü veremez, ve kutuplaşmalar ortaya çıkar
Tiranlık- Halk köledir, zorbalıkla çıkarları için savaşan yöneticiler vardır


DOKUZUNCU KİTAP
Zorbalık üzerine durulur. Zorba’nın da mutsuz olduğu, tutkularının esiri olduğundan bahsedilir. Sokrates’e göre üç çeşit insan vardır.


Bilgi sever (filozof)
Ün sever (astral hakim)
Para sever (fizik beden hakim)


Doğruluk ve eğriliğin sonuçları üzerine konuşulur.


ONUNCU KİTAP
Şiir üzerine kurulan devler en iyi devlettir Sokrates’e göre. Tragedya daha önce yasaklanmıştı.  Çünkü gerçekliğe ve hakikate uzaktır. İnsan ruhu sonsuzdur, ruhu ise hakikatten uzaklık öldürür.


                                                                                                                 Ozet: YONCA ALPAY

11 Haziran 2015 Perşembe

Arz'ın Merkezine Seyahat

Düşündüm, çalıştım, araştırdım ve yine düşündüm
Alemlerden alemlere gezdi zihnim.
Hücredeki molekülde, oradan atomda yani mikrokozmozdayım
Düşündüm..
Benzettim..
Çıktım yola, ve
Böle böle bütünledim

1'deyim 10'dayım, her şeyin dönüşümle 1'e olmasında ve
Yine bütündeyim
Tüm renklerin tekrar tekrar beyaza dönmesindeyim.

Sonra Herkül'ü düşündürdü çalıştıklarım,
Güneş'teyim şimdi, makrokozmozda
Gezegenler, İnsan, Atalarımız ve yine insan,
Neler oluyor,
Bir küçülüyo bir büyüyor Dünya..
Güneş'in anlatmak istediği ile atomun benzerliği..

Sonra hayranlıkla gördüğüm, izlediğim,
Dinlediğim sanatları düşündüm
Sonra güzel kavramı ile tüm düşündüklerim uçuştu hiçe..
Hayranlık..
Gözlerde tebessümlü iki yaş..

Hepsi tek bir ses oldu şimdi
Zihnime binip, gezdim alemleri öyle bugün,
İnsan'ın merkezindeki BİR'in bilgisine doğru.
Duydum onu..
Sanat'ları, uygarlıklarlı, din'lerin asıl özünü
Ve bilimi yakıtım yapıp alıp başımı gittim öyle.







15 Nisan 2015 Çarşamba

ÜZÜLMEYİ NASIL DURDURURUZ?



Üzüntü İle Başetmek Mümkün Mü?

Üzüntünün yol açtığı etkiler tüm insanlar için sorun oluşturur. Üzüntü anksiyetenin bir şeklidir, gelecekle ilgili muhtemel bir olay için, tekrarlanan döngüsel düşüncelerden dolayı oluşur. Kontrol dışında olan zihnin kendini ifade ediş şeklidir ve yan etkisi de tükenmişlik halidir.


Hiç kimse üzülmek, endişe etmek istemez, fakat ilginçtir ki, bazen, endişelenmediğimizde, olayları umursamadığımızı ya da gelecek ile ilgili bir olasılık için hiçbir şey yapmadan onu ihmal ettiğimizi düşünüyoruz.

Bu nedenle, üzüntü ve endişe ile başedebilmek için, ilk ihtiyacımız, temel psikolojik bir önerme üzerine çalışmaktır: Zihnimizin tek ihtiyacı, kişiliğimize ait olan her şeyi yeterince bilemeyeceğimizi kabul etmektir.

Bir insan yeni bir akıllı telefon ya da matkap vb. bir şey aldığında, ilk yapacağı şey, kullanma kılavuzuna bakarak, nasıl kullanacağını öğrenmek ve aldığı şeyin mekanizmasını anlamak olacaktır. Ve daha da önemlisi onu nasıl kontrol edecek olmasıdır.

Ne yazık ki, zihnimizi nasıl kullanacağımız ile ilgili aynı şekilde düşünmüyoruz. Sadece kontağı çevirmemiz ve zihni otomatik olarak çalışmasına izin vermemiz gerekiyor. Farzedelim ki, en iyi sonucu bulmak için çaba sarfetmemize gerek yok.

Yaratma potansiyali olan güzel bir müzik yerine, dikkati rastgele notalara, seslere verince sizce zihnimizde neler oluyor?

Geçmişte birçok medeniyet, enerjilerini teknolojiyi geliştirmeye vermemişlerdir, fakat hakikati ve insanoğlunu anlamaya çalışmışlardır. Zihnimizdeki karışık elementlerin niteliklerinin bazıları pozitif, bazıları ise negatiftir. O yüzden genel olarak zihnimiz, iki farklı bakış açısı ile hareket eder:

Düşük Bilinç ve Yüksek Bilinç. Budizm'e ait ezoterik isimleri ise Kama-Manas (arzuların zihni) ve Manas (saf akıl) olarak adlandırılır.

Endişe, arzu zihnimize ait hayatta kalma ile ilgili içgüdüsel bir mekanizmadır. Arzularımızdan dolayı endişeleniriz, herhangi birşeyin gerçekleşeceği veya gerçekleşmeyeceği ile ilgili istekler. Olayları, şeyleri yönlendirme ve hızlandırma isteğinin bir sonucudur bu. Rahatsız edici bir düşünceyi sürekli düşünerek, onu besleriz ve onun çoğalmasına yardım ederiz. Buraya kadar bir sorun yok, fakat sonra zihnimiz, bedenimize ve duygularımıza fazlasıyla zulüm edinceye kadar bunu yapmaya devam ederiz.

Düşük bilincimizi kontrol etmek için, Manas'ı aktive etmemiz gerekir. Zeka ile ilişkili olan yüksek bilinç, seçme eylemi ile ilişkilidir. Bu etimolojinin aslı şudur, zeka akıllıca seçimler anlamına gelir. Zekamız geliştiğikçe, bir taraftan; üretkenlik, kendimize ve diğerlerine karşı yararlı olmak, tam zıttı olarak ise; diğer taraftan arzuların kontrolünde, zararlı, bencil ve gereksiz olan düşüncelerin arasında kalırız, ama aslında bunlar bize seçim yapmamız için fırsatlar sunar.

Aynı zamanda, antik Stoacı öğretilere başvurduğumuzda, onlar da bize yol gösterir ve yardımcı olur. Özellikle Epiktetus, kontrol edebileceğimiz ve kontrol edemeyeceğimiz şeyler arasındaki ayrımı yapabilmemiz için bize cesaret verir. Bize endişe veren şeyleri denetlemek, kullanışlı bir egzersizdir; gözlemleyerek düşüncelerimizi değiştirebilir ve onlar üzerinde etki yaratabiliriz. Eğer bunu yapabilirsek öngörü sahibi olabilir ve her ne olursa olsun, pozitif bir sonuç alırız. Birçok sefer denemek, anksiyete için en iyi tedavi yöntemidir.

Eğer bunu değiştiremezsek, endişe edilecek hiç birşey olmaz, çünkü zaten hiç bir yol bize yardımcı olmayacaktır.

Endişeye düştüğümüzde, o bizim hakkımızdan gelmiştir ve havamızı değiştirecek farklı bir değişiklik yapıp, hasta zihni tercihen pozitif ve uyumlu olanla dağıtmak yararlı olabilir. Doğada bir yürüyüş,bir arkadaşla farklı bir konuda sohbet, güzel bir okuma, iyi seçilmiş huzur veren bir müzik, ya da zihni nefes aldıracak her hangi bir şey olabilir.

Nihayetinde, bilincimizi yükseltebildiğimizde farkındalık seviyemiz artacağından her şeye yepyeni bir perspektifle bakabileceğiz.


Gilad Sommer/ New Acropolis, ABD


Çeviren: Yonca Alpay

4 Mart 2015 Çarşamba

UYAN!!

Biz insanoğulları ne kadar gafiliz.  Uyuyoruz derin bir uykuda. Aman bize dokunmayan yılan bin yaşasın. Ne de olsa uyanmaya niyetimiz yok. Doğru söylüyorlar hemen dokuz köyden kovuyoruz.

Konu ne diyorsunuz biliyorum. Daha önce "İŞARETLER" adlı bir yazı yazmıştım. Hayat, bize uyarı niteliğindeki bizim daha iyi birer insan olmamız için bize yön veren, bazen bizi koruyan, bazen ise eğitici ve öğretici bir sürü işaretlerden oluşur. Aslında size bir sır vereyim mi?Hayatın her saniyesi, her olay, doğa, her kişi tam olarak bunun için vardır ve olmuştur.  Yani hayatın kendisi tam olarak budur. İşaretler. .



Ama bir yanılsama içinde tutturmuşuz gidiyoruz. İşimize gelenlere inanıyor,  gelmeyenlere inanmıyor, olup olmadık öfkeleniyor, cezalar biçiyoruz. Üşeniyoruz, beş dakika bile zamanımız yok. Hmm hep de haksız değiliz. Çoğunlukla da aklımız hafızamız bize oyunlar oynuyor, arzularımız da oyalıyor..Ahh içimizdeki asıl şeytanlar.. 

Ama ya neden gelmiştik sonradan kendi ellerimizle mahvettigimiz bu güzel dünyaya?
İşaretler bize ne diyor?
Neyi hatırlatıyor? 
Neyi hatırlamamız gerekiyor?
Biz aslında neyiz? 

Bununla ilgili çok hoşuma giden bir söz var.

"Kendini ışıktan gelmiş ve ışığı saçmak üzere yaşayan bir varlık olarak kabul eden insandır. Sorunu, ışığı yansıttığını – yani aslında AY olduğunu – unutup, kendini GÜNEŞ sanmaya başlaması ve dünyanın kendi etrafında dönmesini talep etmesidir." Junoastrolojy*

Enerji istiyoruz, daha çok para, daha çok sevgi, daha daha daha..
Tüm saydığınız ve sayacağınız her şey enerjidir. Fizik kurallarından Termodinamik yasasına göre hiç bir enerji yoktan var edilemez ise, biz bir şeyler yapmadan da hiç bir istediğimiz bizim kucağımıza düşmeyecektir.Enerji sadece dönüşür.

Neden mutsuzsun? 
Neden acı çekiyorsun? 
Neyden uyanamıyorsun? 
Savunma mekanizmaların ne?
Ya İşaretler nerede?

İşaretler her yerde, sakinleş, duy, dinle..
Savaşa başla,  sonu senin zaferindir. 

Hayat sana diyor ki;
"Beni duy, buradayım. Sen kendi üzerine çalışıp kendini tanıdıkça,  bugüne kadar taktığın tüm maskeleri, kızgınlıkları, kırgınlıkları bıraktıkça,  kapılar teker teker açılacak. Harekete geç, erteleme. Yarın değil şimdi.. Kendin için bir şey yapacaksan bunu yap ve devam et. Kendinle çalış. Evren sensin. Araştır, oku, düşün,  yaz..Yarın değil,  şimdi!  An'da olmak budur.Bekleyerek hiç bir şey değişmeyecek. Hadi.. Geç olmadan uyan. Biliyorum zor ama oldukça zevkli bir yol. Kaybetme olasılığı yok.Tekrar söylüyorum pes etmezsen zafer senin. Simdi adım at, iste şimdinin gücü! !

YONCA ALPAY...:)

Tavsiyeler: Metin Hara "YOL" kitabı
                    *Junoastrolojy.com
                    Özellikle bayanlar için Seda Diker'in kitapları (özellikle "Aslında ayrılık da yoktur" ve "Duygu Simyacısı" kitapları