25 Mart 2013 Pazartesi

SORUMLULUK

Çok uzun yıllar öncesine dayanır sorumluluk ile tanışmam. Belki ailemin verdiği bir erdemdir bu, belki de bazı şeyleri tam yapamadığım zaman uyuyamamanın bir sonucundan başka bir şey değildir sorumluluk duygusu.. Yazmadığım onca zamandır düşünüyorum bu konu üzerinde;

Nedir sorumluluk? 
Nelerden sorumluyuz bu hayatta?
Ne kadarından sorumluyuz?
Ya da sorumluluğunu almaya cesaret edemediğim bir şeyler var mı acaba diye..

Elbette bir çok sonuca ulaştım. Son zamanlarda kafam oldukça meşgul aslında. Derneğin Alsancak şubesi, beste yarışmasına girecekmiş. Elimden geleni yaparım dedim. Açıkçası, aranje yapmayı denemeyi düşünüyordum ama beste aklımın ucundan bile geçmemişti. Şu anda kafamda notalar var. Bir yandan da bilmediğim nota yazım programını çözmeye çalışıyorum. Beklediğim, belki de işimi kolaylaştıracak kablo da ancak yarın elimde olacak. 

Bu yoğun dönemin içerisinde, şu an için sadece paylaşmak istediğim, sorumluluk ve hayatı algılayışımızla ilgili.. 

Duygular bulaşıcıdır, aynı durgun bir suya taş attığımızda yayılan daireler gibi, enerji alanında da duygular genişleyerek bulaşır ve çoğalır.. O yüzden hissettiğimiz, mutlu ya da üzgün olduğumuz anlar, hiç kimseyle paylaşmasak dahi bulaşıcıdır. İnsanlığın büyük bir kısmı malesef sadece kendini düşünüyor, bir kısmı da sadece ve sadece kendi gelişimiyle ilgili.. Oysa ki dünyadan da sorumluyuz bence. Başka insanların mutsuz olmasından da mesela. Hatta açlıktan, savaştan, ihanetten, bu dünyada var olan iyi- kötü herşeyden aslında. Daha global bakabilmemiz gerekmez mi sizce de? Ve yapmamız gereken; aynı Mevlananın dediği gibi, "KARANLIĞA SÖVECEĞİNE KALK BİR MUM YAK" Ya da şöyle; SEN DEĞİŞİRSEN; DÜNYA DEĞİŞİR... :) 

Neden değişmiyoruz? 
Değişmek için bizi korkutan ne? 
ve neden bütünün hayrına birşeyler yapmıyoruz? 
Geleceğe nasıl bir dünya bırakacağız?
Harekete geçmek için az zamanımız kaldı.. Bir insan ömrü kaç yıl ki..
Hadi sen de koy elini ortaya, var mısın?
Bu konu ile ilgili beste durumundan fırsat buldukça, yazmaya devam edeceğim ..
Ben kiiimmm, beste kim? Hayırlısı bakalım... :) 


Sevgilerimle
Yonca

11 Mart 2013 Pazartesi

DUYUYOR MUSUN?


Hey sen, evet evet sen..
Biliyor musun, hayat sana bir şey söylemeye çalışıyor..
Yaşadığın benzer olaylar, bir geyik muabbeti, hatta bir otobüs yolculuğunda yanında telefonla konuşan biri..
Duyuyor musun, okuyabiliyor musun, evrenin sana dediğini?

Evren bizle hep konuşur. İç sesimiz, bize yol göstermeye çalışan, düştüğümüzde bizi kaldıran en güvenebileceğimiz dayanaktır aslında. Ne yazık ki çoğu zaman duyamayız... Duymamamızın nedeni, bazen artık hep temasta olduğumuz teknoloji,bazen doğayı yeterince gözlemleyemediğimizden, çoğu zaman da EGO'muzdandır. Ego onu ister, bunu ister, olmazsa bağırır, çağırır.. Bize kaosu yaşatan tek şey budur. O kadar çok ses çıkarır ki Ego, ne gerçekleri ne de evrenin sesini duyarız.


Her zaman evren bize işimize gelen şeyleri söylemeyecektir. Çünkü hayatın tek amacı vardır ki, o da TEKAMÜL.. Oysa ki EGO sadece işine gelenleri alır, ya da olayı, verdiğimiz kararları yontar işine geldiği gibi algılar, ya da kendinin ne kadar da doğru yaptığını düşünüp, destekler..Yani bizi hep kandırır. Oysa ki gerçek onlar değildir. Ego baskılanmaz, ancak farkına varılır. İç sesimizi ve gideceğimiz doğru yönleri ancak Ego'muzun farkına varıp, farkındalıkla dünyaya, olaylara, sevdiklerimize, hatta acılarımıza üst bilinçten baktığımızda duyabileceğiz. Hatta bir zaman gelecek, onları duyabildiğimiz gibi, diğer duyu organlarımızla da idrak edip, onlarla temasa geçebileceğiz. Ancak bu şekilde, dünyanın merkezine seyahat gibi, kendi merkezimizdeki ışığa adım adım yaklaşırız.. Unutma ki, ışık senin içinde sen ışığın içindesin. 

Yapman gereken şey, öncelikle dinginleşmek ve sukunet. Ve bunu yapabilirsen (ki kolay değildir) o sükunetin içindekileri duymaktır.. İşte, sessizliğin sesi buna denir. Doğa ve evren ile bütün olmak budur. İşte tüm bunlardan dolayı, CAN KULAĞINIZI AÇIN..


Evren seninle konuşuyor duyuyor musun?
Sevgilerimle
Yonca

6 Mart 2013 Çarşamba

TONTİNİMM..


22 yıl kadar önce bir melek tanıdım, onu 22 yıl boyunca tanıdım, sanki susuz kalmış gibi, yavaş yavaş içtim onu. O meleğin adı namı değer Tontini... Zeytin gözlüm derdi bana... :) Sevgi'yi öğrendim ondan, sevmeyi, hoşgörüyü, herşeye rağmen umut dolu gözlerle tebessüm etmeyi. Herşey için teşekkür ederim Tontinimm, seni çok özlüyorum, hadi gel, kahve içip, sohpet edelim. :) 
Onun ruhuna istediğimiz zaman dokunabilelim diye son yıllarında yazdı sık sık. 
Siz de onu tanımak isterseniz; http://sufi-saja.blogspot.com/
Bu link'te Tontini'nin birçok yazısı mevcut.
Bu da yayınlanmamış bir yazısı;


Gecenin sabahla buluşma vaktinde çimenlerin üstündeki çiğ tanelerini görebilir miyim?
Karanlığın içinde bile susmayan o ırmakların şarıltısını,
Dünyanın batıdan doğuya dönüşündeki o ilahi sese kulaklarımı dikip dinleyebilir miyim?
Limon ağacının dallar
ında titreyerek açan çiçeklerin kokularını içime çekebilirmiyim?
Denizin sahildeki kumlarla sevişmesini,
Yarasaların baş aşağı dallarda duruşunu,
Dalından hüzünle ayrılan bir güz rengi yaprağın havanın içinde salına salına gelip ayaklarımın dibine düşüşünü görebilir miyim?
Duvarın üstünden inemeyen minik kedinin acı seslenişini,
Soğukta elleri üşümüş torunumun avuçlarına hohlayışımı,
Öksürük nöbetlerinde başucunda şifa duası okuyuşumu,
Sen gelmezsen ben de sirk-e gitmiyorum diyen, ayrıldıktan beş dakika sonra "ben şimdiden onları özledim" diyen Eren’imin gözyaşını,
Özellikle yanlış söylediğim türkülerin sözlerini düzelten Yasemin’in kızgın bakışlarını..
Güney deniz saha komutanı Ege’min "bir-üç" diyerek onu sallamamı isteyişini,Tontini diyemediği için "ki-kin-kii" diye seslenişini...
Kabadayı Ata’mın o en içten can ısıtan komikliklerini,"yeşil ördek gibi daldım göllere" türküsünü yeniden duyabilirmiyim?
Kenarını kıvırıp Başımı koyduğum beni rüyalara götüren yastığımı,
Yolunda ölmeden önce bir kez öldüğüm, gökte ararken yerde bulduğumu bir daha görebilir miyim?
Bloglu ya da blogsuz dostlarımın, yol kardeşlerimin ardımdan diyeceklerini işitebilir miyim?
Bir kez daha şükredebilir miyim 40 kez yaşadığım her ana ve yediğim içtiğim her nimete?

Yıllarca kız çocuk sahibi olmak isteyip başaramadığım halde bana Allahın armağanı kızlarım yani güzel gelinlerim ve
fedakâr-ince ruhlu-hassas çocuklarımın ...
16 senedir bir an yanımdan ayrılmayan Allah'ın bana lütfu bedenlenmiş melek Sufi Cem’in...saçlarını okşayıp"ardımdan ne olur üzülmeyin” diyebilir miyim?
Azrail de 4 melekten biri ona kafa tutup başkaldırabilir miyim?
Yarına çıkabilir miyim? Yarın olacağım kritik ameliyattan “KORKMUYORUM” desem:Yalan olur dostlarım, billahi YALAN.Çünkü yanmasa da CIZZ-lıyor işte bu garip gönlüm.


Hepinizi inanın çok sevdim, Tontini. 
"Ameliyat öncesi Tontini tarafında yazılmış ve kaydedilmiş bir yazı. Meleksiz kalan bizlere. Bu yazının Taslak tarihi tontini nin vefaat ettiği tarihin 1 yıl öncesine ait, Yani 28.05.2011"
Cem Falay