26 Şubat 2013 Salı

MUTLU OLMAK İSTİYORSANIZ ;)

Hayatlarımız çoğunlukla "almak" üzerine kurulu. Kapitalizm ne yazık ki, hayatlarımızın her alanına girmiş durumda. Sadece para harcamak ve tüketmek değil, ilişkilerimiz, mutluluk kavramımız, hatta sonradan kurulmuş inanç sistemlerimiz bile ALMAK üzerine kurulu..

Oysa ki bunlar koca bir YALAN...

Gerçek ise;
Hayata, gönülden ve karşılık beklemeden, tamamen menfaatsiz olarak birşeyler kattığınız zaman, bu çarkı kırmış oluyorsunuz ;)
Verdikleriniz katlanarak size elbet geri dönecek :)

Her geçen yıl, daha fazla gözlemlediğim ve beni çok korkutan bir nokta var bu konu ile ilgili. İlişkiler ve duygular da böyle olmaya başladı.. Yani; aç, doyumsuz ve tamamen çıkarcı.. Onun yerine zor da olsa karşılıksız sevmeye çalışalım, hemen yapamıyorsak da  bunun üzerine düşünelim, çünkü sevmek başlı başına güzel bir duygu :)

Ben bizzat bunları deniyorum ve deneyimliyorum. Siz de deneyin :) Ama tamamen gönülden yapmaya çalışın. Mutluluk paylaşmakta :) Karşılık beklemeden yapılan iyiliklerde. Hizmet etmekte, mutluluk dağıtmakta.. Yapabildiğiniz bazen bir tebessüm bile olsa... :)
Sevgilerimle..
Yonca :)

23 Şubat 2013 Cumartesi

BİR KONSER SÜRECİ..

Yazıma başlarken belirteyim ki, ben işine aşık, idealist, çalışmayı seven bir insanım. 21 Şubat 2013 tarihinde mühim bir konserim vardı. Batı Ensemble olarak W. A. Mozart - Klarinetli beşli KV. 581 ve J. Brahms, “Op. 115, Klarinetli Beşli'yi seslendirdik. Bu eserler literatürde, klarinet ve klasik müzik repertuarında çok önemli bir yere sahip. Mozart klarinetli beşliyi 2004 yılında DESO ile seslendirmiştim. Brahms klarinetli beşli  ise İzmir'de ilk kez dün seslendirildi. Bu konseri yapmaya İzmir Devlet Senfoni Orkestrası'nda konsertmeister (baş kemancı) olarak görev yapan Sema Korkut ile geçen sene Mayıs ayında karar vermiştik.  Beş kişiden oluşan gruba ismini bulmuş, grup üyelerini ayarlamıştık.  Yaza girerken notaları dağıtmış ve İzmir Büyükşehir Belediyesi AASSM ve İzmir Sanat'a konser programını bildirmiştik. Temmuz ayında, Bodrum'un nefes alınması güç bir gününde konserin onaylandığına dair bir telefon aldık. Kişisel çalışmalarımıza çoktan başlamıştık bile. 4 Aralık 2012 günü Klarissimo ile AASSM'nde konserim vardı. Bu yüzden ancak, 5 Aralık 2012 günü Batı Ensemble olarak çalışmalara başladık.21 Şubat'a kadar her salı istisnasız prova yaptık. Konser günü yaklaştıkça da gittikçe sayısı arttı elbette provaların.


18 Şubat pazartesi sabahı uyandığımda, burnum tıkalı ve boğazım ağrıyordu. Aslında annemin arkadaşı olan ve daha sonra benim de arkadaşım, dostum, meleğim, manevi annem olan Yezdan ile akşam telefonda konuştuk. Hemen buraya geliyorsun, sana ben bakıcam, kupa çekeceğim, terleteceğim, iğne gerekiyorsa iğne yapmasını da biliyorum dedi. Annem de oraya gelecekti. Zor da olsa hasta yatağımdan kalktım ve o çok sevdiğim evine gittim. 2 gün boyunca hiç kalkmadım nerdeyse. Sabah akşam iğne yiyiyor, bir sürü ilaç yutuyor, enerjimi geri kazanmak için dinleniyordum. Kısacası iyileşmek için yapmayacağım şey yoktu. Herşeyi yaptım. Günde iki kez terletiyorlardı beni. Zencefil-turp dahil, taze sıkılmış meyve suları, bitkisel çaylar, kupa çekmek, sırta tentürdiyot sürmek, viks sürüp terlemek.. Konserden bir gün önce provamız vardı. Provada oldukça zorlandım çalarken. Kulaklarım bile tıkalıydı.. Konser günü ise, genel prova ve ışık.. :) Ne demişler; "Şov devam etmeli.." (Show must go on) Vücudumun su koymasından dolayı tam olarak istediğim gibi olamadıysa da, konser oldukça başarılı geçti, yıldızlara dokunduk :) Burnum akıp silemeyerek, öksürük gelip öksüremeyerek konser sonuna kadar elimden geleni yaptım. Ve alkış... :)


İşinizi severek yapıp, bir tutku ile işinize bağlandığınızda tüm imkansızlıkların üzerinden teker teker atlıyorsunuz gerçekten ;)

Mutlu Son :)

Belki de bir başlangıç :)
Konserler; devam edecek... :)
Sevgilerimle

12 Şubat 2013 Salı

KULAĞIMA TAKTIĞIM 40 ADET GÖRÜNMEZ KÜPE..

Bu 40 kuralı ilk okuduğum günden beri, yaklaşık bir on yıldır ve sanırım hayat boyu devam edecek olan; çok etkilendiğim, feyz aldığım, yolundan gitmeye çalıştığım, hatırlamaya ve uygulamaya emek verdiğim gayemdir ..

"Her badireden ve tecrübeden sonra, hiç bir kitapta yazılı olmayan, sadece can defterime nakşedilmiş kurallara bir
yenisini daha ekledim.
Bunlara bir ad verdim.. " Gönlü Geniş Ve Ruhu Gezgin Sûfi Meşreplilerin Kırk Kuralı.
Bu kurallar benim için tabiat kanunları kadar evrensel, onlar kadar temeldir. Bu kuralların kırkını birden tamama erdirmek
uzun senelerimi aldı. Nicelerini silip silip yeniden yazdım. Simdi artık eklenecek ne bir virgül kaldı ne nokta. Ne bir harf, ne yeni
bir kelime. Artık kırk kural da bittiğine göre, ömrü hayatımın son faslındayım."
Tebriz'li Şems

         TEBRİZ'Lİ ŞEMS'İN 40 KURALI

1. Kural
Yaratanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar.
Şayet, Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla.
Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
 
2. Kural:
Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin.
Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma.
Bilhassa putlardan uzak dur dost.
Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma!
İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!


3. Kural:

Hakk' ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol.
Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.
"Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme.
Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?
 
4. Kural:
Kainattaki her zerrede Allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her yerdedir.
Allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O' nu görüp ölen de yoktur.
Kim O' nu bulursa sonsuza dek O’nda kalır.
5. Kural:
Şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir.
Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır.
Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et.
Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak.
Senin gönlün değişirse dünya değişir.
 
6. Kural:
Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır.
Sen sen ol, kelimelere fazla takılma.
Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.


7. Kural:
Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat' i keşfedemezsin.
Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.
 
8. Kural:
Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma.
Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği gizli
bir patika açar.
Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var.
Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır.
Sûfi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.


9. Kural:

Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir.
Sabır nedir?
Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir.
Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder.
Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.
 
10. Kural:
Ne yöne gidersen git, “doğu, batı, kuzey ya da güney”
çıktığın her yolculuğu, içine doğru bir seyahat olarak düşün!
Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.
 
11. Kural:
Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz.
Senden yepyeni taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
 
12. Kural:
Aşk bir seferdir.
Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir.
Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.
 
13. Kural:
Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı
hoca şeyh şıh var.
Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir.
Tutup da ona hayran olmaya değil.
 
14. Kural:
Kur'an dört seviyede okunabilir. İlk seviye, zahiri(görünen) manadır.
Sonraki, batîni (iç-derin) mana.
Üçüncü, batınının batınıdır.
Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.
 
15. Kural:
Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür.
Tek tek her birimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz.
Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır.
Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.
 
16. Kural:
Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır.
Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir.
Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir.
Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin.
 
17. Kural:
Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur.
Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse
görünsün, yıkandı mı, temizlenir, suyla arınır.
Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.
 
18. Kural:
Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir.
Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir.
Şeytanı kendinde ara ; dışında başkalarında değil.
Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir.
Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır.
 
19. Kural:
Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları.
Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir.
Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin.
Yakında gül yollayacak demektir.
 
20.Kural:
Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir.
Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün.
Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

21. Kural:
Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık.
Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı.
Farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.


22. Kural:
Hakîki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası O’na namazgâh olur.
Ama, Bekri ayni namazgâha girdi mi orası ona meyhane olur.
Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan,
suret ile yaftalar değil.


23. Kural:
Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret.
Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için.
Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar.
Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıktan uzak dur. Sûfi ne ifrattadır ne de tefritte.
Sûfi daima orta yerde...

 
24. Kural:
Madem ki insan eşref-i mahlûkattır, yani varlıkların en şereflisi,
Attığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir.
İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi
davranmaktan vazgeçmemelidir.

 
25. Kural:
Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama.
İkisi de şu an burada mevcut.
Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında.
Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

 
26. Kural:
Kâinat tek vücut, tek varlıktır.
Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır.
Sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma.
Unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir.
Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

 
27. Kural:
Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir.
Korka korka atar adımlarını.
"Aman sakın kendini" diye tembihler.
Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği:
" Bırak kendini, ko gitsin! "
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer.
Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur.
Ne varsa harap bir kalpte var!

 
28. Kural:
Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret.
Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi.
Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz.
Sûfi daima şu anın hakikatini yaşar.

 
29. Kural:
Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir.
Bu sebepten "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir.
Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir.
Güzergâh bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir.
Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.
 

30. Kural:
Hakiki sûfi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kötü laf etmez.
Sûfi kusur görmez. Kusur örter.

 
31. Kural:
Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı.
Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir.
Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp...
Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız.
Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

 
32. Kural:
Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil..
Hak Yol' unda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil.
Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!

 
33. Kural:
Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol.
Menzilin yokluk olsun.
İnsanın çömlekten farkı olmamalı.
Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insani ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

 
34. Kural:
Hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir.
Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede yaşar.

 
35. Kural:
Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz.
Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla.
İnsan-i Kâmil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi.
Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

 
36. Kural:
Hileden, desiseden endişe etme.
Eğer birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur.
Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer.
Bu sistem karşılıklar esasına göre işler.

 
37. Kural:
Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır.
O kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur.
Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç.
Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

 
38. Kural:
"Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiç bir zaman geç değil.
Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık.
Her an her nefeste yenilenmeli.
Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.
Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.
O'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz, Sen sadece buna inan!

 
39. Kural:
Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır.
Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar.
Ölen her dürüst insanin yerini bir dürüst insan alır.
Hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır merkezinde.. .
Hem de bir günden bir güne hiç bir şey aynı olmaz.
Ölen her sûfi için, bir sûfi daha doğar.

 
40. Kural:
Aşksız gecen bir ömür beyhude yaşanmıştır.

10 Şubat 2013 Pazar

BİSİKLET aşkınaaa :)

İnziva dönemim daha öncekiler gibi geçmedi. Konserime az kalmasından dolayı, günümü çalışarak geçirdim. İrade koyarak çalışmak ve kısa da olsa bisiklete binmek bana ilaç gibi geldi iyi geldi :)

Gerçekten irade koyup, üretmek ve faydalı olmak çoğunlukla hayatta tüm sıkıntılara ilaç gibi geliyor. Çalışmamı gece saatlerinde bitirince bilgisayarımın başına oturdum ve farkettim ki bu güne kadar bisiklet ile ilgili hiç bir yazı yazmamışım.

Bende bu sevda 2012 Temmuz ayında şu an oturduğum eve taşınınca başladı. Şu an kullandığım bisikleti yanlış hatırlamıyorsam 1996 yılında uzunca bir süre para biriktirip almıştım. Ancak kırk yılda bir sahilde yarım saatlik keyiflerden başka da bisikletime binmemiştim. Şu an oturduğum eve taşınırken bazı kararlar aldım. Çok uzun zamandan beri istediğim birşeyi hayata geçirecektim. Spor amaçlı olarak bisikletime düzenli olarak binecektim. Taşınıp yerleştiğim gibi, kendimi İzmir'in kavurucu yaz sıcağında bisikletimle sahile attım bir sabah erkenden. İşte bu macera bende böyle başladı.

İlk aylarda göztepe sahilde biniyordum. Zaman geçtikçe ilgim arttı, sevgim inanılmaz derecede büyüdü. Sonra Kent Ormanı, sonra İnciraltı derken, Alsancak'a artık bisikletimle gidiyorum. Kendime bazı giysiler ve aksesuarlar aldım, bisikletimin lastiklerini değiştirdim, ayakkabı alıp, pedalları da değiştireceğim konserimden sonra. Ama yine de, şu an bindiğim bisiklet benim kullanma amacıma uygun değil. Artık sadece spor için binmiyorum. Bir tutku oldu bu bende. Bu bisikletim, beni ve sakat dizimi bir hayli zorluyor. O yüzden kendime yeni bir hedef koydum ve yazın kendime güzel bir yol bisikleti alacağım :) Yardımlarını hiçbir zaman esirgemeyen, ne zaman gitsem bitmek bilmeyen sorularıma büyük bir sabırla cevap veren Parkur bisikletin sahibi Ali abi ile araştırmalara başladık. Yaz aylarından bu yana İzmir'deki bisikletçi arkadaşlarla tanışıyorum. Konser maratonundan sonra beraber yapılacak turlar beni bekler :) Şehirlerarası yol yapmak istiyorum 2013 bitmeden. Umarım gerçekleştirebilirim..:)


Ne zaman bisiklet ile tur yapsam, tüm üzüntülerimi ve sıkıntılarımı kat ettiğim yollarda bırakıp, inanılmaz bir mutlulukla geliyorum eve.. :) Konsere kadar bu yağmurda ve soğuklarda binmeyeceğim. Ama önümüz bahar :) Yarın kahvaltıdan sonra sadece bir decathlon'a gidip bozulan kilometre sayacımı değiştireceğim.. Sizde çocuklarınızı televizyon ve bilgisayardan biraz uzaklaştırıp bisiklete binmeyi öğretin. Sizde fırsat buldukça arabadan inin, bisiklete binin ;) Bisikletiniz yoksa da heryerde kiralayan yerler bulabilirsiniz. Herkese güzel bir Pazar diliyorum..
Sevgiler
Yonca

3 Şubat 2013 Pazar

İSİS'İN PEÇESİ

Piramitler ve Mısır oldum olası beni kendine çekmiştir. Hakkında çok fazla şey okumamış olsamda, tahmin ettiğim, kim bilir belki de hatırladığım bir çok şey var Mısır'ın yozlaşmamış dönemine dair.  Bu tahminlerimden sadece bir tanesinin doğruluğu, bir kaç yıl önce kanıtlandı şu ana kadar. Geri kalan

ının da doğruluğunu, hayatım boyunca heyecanla bekleyeceğim ve umarım göreceğim :) Mısır mitolojisinde, Hermes'in kızı olan İsis, Sais kentindeki tapınağının üzerinde şu sözleri yazan tanrıçadır: “Ben, İsis, hep olanım, hep olacak olan; hiçbir ölümlü insan, peçemi açamamıştır daha.”


Kendi iç dünyamızda var oluş ile ilgili sorduğumuz tüm soruların cevaplarına ancak araştırılarak varılır. Fakat asıl gerçek, arayanın bulacağı bir şekilde, görünmeyen bir örtüyle perdelenmiştir. Sembolojik olarak, "İsis'in Peçesi" deyimiyle ifade edilen bu perdeyi aralamak, arayanın niyet, gayret ve istikrarına bağlıdır. Aslında gerçek apaçık ortadadır, çünkü İsis'in peçesi saydam bir örtüdür. Fakat hem emek veren görebilir, hem de zaten açıktır. Ve ne kadar araştırılırsa ve hakkında okunursa okunsun hep ufak da olsa bir sır kalacaktır.



Hayatımızda böyle değil mi? Ne kadar çok soru sorarsak, ne kadar araştırırsak, hatta ne kadar bilirsek hep bir sır yok mu? Yoksa aslında gerçek ve tüm cevaplar apaçık orta da da bizim mi algılarımız dünyaya gelip büyüdükçe bir peçe ile maskelenmiş durumda mı?

2 Şubat 2013 Cumartesi

İŞARETLER..

Okumayı öğrenmeden önce harfler, bizim tarafımızdan sadece işaretler olarak algılanıyordu. Hatırlayamayacak kadar küçüktüm ama ilk kez notaları gördüğümde de sanırım, benzerlikler gösteren ama farklılıklar da barındıran eğlenceli işaretlerdi benim için sadece. Harfleri ve notaları öğrendim, bildim ve kullandım hayatımda. Her iki alfabe de yol gösterici benim için hayatımda.


Aslında hayat da işaretlerden ibaret. Eğer farkındalıkla görebilir ve anlamaya çalışırsak etraf aydınlanacak ve yolumuz oldukça kısalacak. Yani hayatı okumak çok önemli bence. Bunu başardığımızda, hayatlarımızda oyalanmalar, vazgeçmeler ve soru işaretlerinin azalacağı kanaatindeyim. Hayat bize aynı trafik işaretleri gibi yol gösterir aslında. Çünkü hayat bize en hayırlısını hazırlar. Sadece bazen biz o akışı akıl oyunlarıyla değiştiririz. O belki de vakit kaybettiğimiz yerde de öğrenecek şeyler ve alınacak dersler vardır. Yani özetle hep hayırlısı olur aslında. Yeri gelmişken "Hayır olsun"daki hayır kelimesi Arapça'dan gelir ve kelimenin ikinci anlamı olarak kullanılır. Sıfat olan kelime, 1. en iyi, seçkin, 2. iyilik, iyi davranış, İyi, hayırlı, yararlı, faydalı anlamlarında kullanılır :)

konumuza dönecek olursak, hayatın görünmeyen yanlarını okumaya çalışıyorum yıllardır. Bir yol kat ettim ve bu dili sanırım çözmeye de başlıyorum. Şu ara, ayrı ayrı yerlerde karşıma çıkan tüm işaretler aynı yönü gösteriyor ve bu tek yön gerçekten buradan çok güzel gözüküyor:) Bu dünyada da aslında görünmeyen bir taraf var. Yaşamlarımızda dünyanın görünmeyen yüzünü keşfedebiliriz. Rüyalarımızı okumaya ve anlamaya çalışalım mesela. Kendi adıma tüm benliğim ile inanıyor ve güveniyorum ki hayatın yüzeysel olmayan kısmında, bize hep gülümseyen ve koruyan bir ışık var. Bu İsis'in peçesi gibi olan örtü aslında.. Bu konuda da yakında bir yazı yazmayı düşünüyorum. Bu işaretler; teknolojinin zararlı yanlarından ve hayatın koşuşturmasından biraz uzaklaşıp, kendi iç sesimizi dinginlikle ve farkındalıkla dinlediğimiz zaman duyulacak ve o yön işaretlerine de yaşamlarımızda karşılaşacağız. Herkese iyi yolculuklar ;)
Sevgilerimle..
Yonca