31 Ocak 2013 Perşembe

TOPRAK ANA/ gaia-gaea

GEA kelimesi karşıma ilk, derneğin kuruluşu olarak kurulan bir arama kurtarma ekibinin ismi olarak çıktı. Ve hemen ardından Van depremi oldu, gönüllülük esasına dayanan bu organizasyon olarak, Van'a gittiler ve 24 kişiyi kurtararak döndüler.. GEA ekibindekiler, bazı haftasonları sabah erkenden kampa giderler, bazen de doğa yürüyüşlerine katılırlar. Zaman zaman da gönüllü olarak, ihtiyacı olan ilkokulların komple tadilatını üstlenir, tüm çalışmadıklarını haftasonlarını uykusuz tadilat yaparak geçirirler. Aynı zamanda, her yıl olmasa da, mümkün olduğunca ihtiyacı olan çocuklara kitap ve oyuncak ulaştırmaya çalışıyorlar. Gerçekten takdir edilesi bir iyi niyet,hizmet, dirayet, istikrar, ve irade gereken işler bunlar.

Dışarıdan gözlemlediğim kadarı ile bu kişilerin ortak özellikleri var. Hepsi doğayı, hayvanları ve doğanın aslında bir parçası olan İNSAN'ı çok seviyorlar. Bu insanların gözlerinden çıkan ışığı gördüğünüzde sizinde yüzünüzde bir tebessüm açıyor..:)

Bu hafta öğrendim ki, meğerse GEA- Toprak Ana demekmiş.

26 Ocak 2013 Cumartesi

Zincirlerimizden Kurtulalım

Hayatta, bize öğretilen ve çoğu zaman farkettirmeden dayatılan arketipler vardır. Bunlara değişik alanlarda rastlamak mümkün.  Kapitalizmin dayattığı ve tüketim toplumları yaratan bir düzen yaratmak için kullanılıyor. Dikkat edip farkındalığımızı arttırırsak bunların özellikle reklamlarda oldukça sık kullanıldığını görürüz. Bir kaç örnek vermek gerekirse;  
Digiturk: Digi digi digiturk'ler mutlu mesut aileler = bilinçaltına digiturk üyesi olursan mutlu olursun.

Anadolu Sigorta: Evdeki huzur, zenginlik budur = Anadolu sigorta alırsan huzurlu ve zengin olursun/hissedersin.

Tefal: Ne varsa sende var =  Bu da kendini işe yarar hissetmek isteyenler için...:)

Bir de toplumun koyduğu kalıplaşmış düşüncelerin getirdiği ön yargılar ve genelleştirmeler var. Mesela; "Avukatlar yalancıdır.", "Zengin olursan mutlu olursun. Ya da tam tersi.", "Sarışınlar aptaldır." gibi. 

Bir de roller var tabii.. En çok bize dayatılmaya çalışılan şu roller. Aslında dikkat edersek bir çoğumuz aslında sanki tiyatro oynuyoruz. Yani toplumun bize biçtiği rolleri giyiniyor ve bunun dışına çıkamıyoruz. Hatta aklımıza bile gelmiyor. Ne istediğimizi bile bilmiyoruz çoğu zaman. Hayat çizgisine bakacak olursak, küçük bir çocuk kendinden büyük lafları biraz fazla ettiği zaman, hemen bu çocukta bir anormallik var oluyor. Ya da bir oğlan çocuğu arkadaşlarıyla sokakta top oynamak yerine kitap okumayı tercih ediyorsa, bu işte mutlaka bir terslik olmalı. Üniversite okumak şart, diplomaların biri bir diğerini kovalıyor günümüzde.. İnsanlıktan bahseden yok, daha doğrusu parmakla gösterilecek kadar az.. Sevgilin olur, tüm ilişkilerin birbirine benzer. Roller oynanır ve hep ayrılık yaşanır. Hepsi aslında izlediğimiz filmler gibi.. Erkek, sevgililer gününde gül almalıdır mesela. Gül almayan sevgiliye kız trip yapar. Yapmazsa neden yapmadın derler.. Hep aynıdır. Hep karşılıklıdır aşk dediğiniz o şey. Hele ki okul bitsin, iş bulup hemen evlenmek zorundaymışsın gibi sanki.. Evlenince de çocuk yapma görevi üzerine yapışır.. Evli insanlarında rolleri vardır mesela, yapmadın mı suçlanırsın. Boşanma mahkemeleri bile bu mantıkla yürür. Toplumun bize yapıştırdığı roller ile. Yani zincirlerimiz ile.

Ve ne olur sonunda biliyor musunuz? Sevmeyi bilmediğimiz gibi, bir de üstüne korkular geliştiririz. Avukatlara güvenemeyiz, yoksul olursak mutsuz olacağımızdan korkarız, ya da bazı erkekler sarışın kız arkadaşlar edinmeye çalışırlar. Akıldan korkarız çünkü. 

Ama düşünen, okuyan ve araştıran bir insansak, farkındalıklarımız değişmeye başlar. En azından sevginin bir alış-veriş olmadığını biliriz. Ne kadar verirsen o kadar almak zorunda değilsindir. Almadığın zaman küsmez, trip atmaz, kavga etmez ve artık sevmiyorum diye 1 saniyede o var olduğunu söylediğin duygularını değiştirip gitmezsin. Boşanmalar olmaz, herkes böyle olsa.. Bir gün birini severiz, değer veririz, ama o cıvık sevgili ya da eş rolünü oynamak istemeyiz. Hele ki yaşımız otuzun üzerindeyse, bir de buna belki de defalarca oynanan aynı filmi, "ben almayayım" deriz. Ve korkularımızla başlamadan noktalarız belki de. 

Kendi adıma bunları farketmeye çalışıyorum. Televizyonu hayatımdan çıkardım. Hiç dizi seyretmem, sadece bir kaç tane yabancı dizi. Bol bol okurum, bol bol yazarım. Bir çoğunu burada yayınlamam. Araştırırım. Ve en önemlisi düşünürüm.. Kendi zincirlerimi biraz daha kırabilmek için. Biraz daha esnek düşünebilmek için. Aklın, gönüllü hizmetin, sezginin, irade ve istikrarın önemini biliyorum. Yolculuğum kendi içime. Kimseyle alıp veremediğim yok. Üzülürüm evet bazen, ama üzüntüme saplanıp kalmamaya çalışıyorum. Rocky filminde; boks öğretmeninin öğrencisine verdiği ilk dersi hatırlarım; "Düştüğünde asla yere bakma, daima yukarı bak." Sevdiklerim var. Sevdalarım var. Hayata aşığım, ki işte bu en büyük gücüm benim. 
  
Bu gözle görünmeyen hapisten, aklımızla özgürleşebilir, hayallerimizi yaşayabiliriz, hem de istediğimiz gibi. Korkuların ve dayatılan rollerin ve kalıplaşmış düşüncelerin üzerine çıkarak.
O zaman ne istediğimiz, nasıl istediğimiz ve hayat yolumuzu kendimiz çizmeye başlayacağız. Unutmayalım ki her insan başlı başına başka bir dünya. O dünyayı tanımaya çalışın, o dünyalara dalın, çok şey öğreneceksiniz. Kendi dünyanıza dahil etmeye çalışmayın yaptırımlarla insanları. Birşey istiyorsanız rica edin. Anlayış isteyin, gerçek sevgi ise bu, o anlayış gelecektir.İstediğinizi ise yapmazsa da kahrolmayın ama. Aşk ve sevgi kavramınız işte o zaman değişmeye başlayacak. Karşılıksız sevin. Aşık olacaksanız sadece o içteki ışığa aşık olun ki gerçek aşk budur. Hepimize daha farkında, ve esnek günler diliyorum.
Yaşadığımız dünya da bizi aynı bu hikayedeki gibi eğitir.

FİLLER NASIL EĞİTİLİR?
Filler daha yavruyken, kalın bir zincirle bacağından bir direğe bağlanır. Önceleri hayvan kaçmaya çalışır ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın ne zinciri koparabilir ne de direği yerinden oynatabilir. Fil yavrusu ayağında zincirle büyür ve kaçamayacağını kabullenir. Özgürlük kavramını yitirir. İşte bu noktada ayağındaki zincir çözülür ve yerine konulan ince bir halatla birkaç santimetre boyunda tahtadan bir çubuğa bağlanır. Fil, bu koşullarda kolaylıkla kaçabilecek olmasına rağmen olduğu yerde kalır. Çünkü hâlâ var olduğunu sandığı zincirini asla kıramayacağına inanır. Fil büyüyünce ipten kurtarılır. Ama artık o alanın dışına çıkamayacağını öğrenmiştir. Buna öğrenilmiş çaresizlik denir.

En içten sevgilerimle 
YONCA 

22 Ocak 2013 Salı

GÖZLER..

Bazen hayat sizi birileriyle karşılaştırır, iki adet göz ile. o gözlerin içindekiyle aslında. O gözler bazen oldukça çocuk, bazen göründüğünden çok daha olgundur. Ve o an saniyeler durur, ilerleyemezsiniz hayat yolunda. Takılır gözleriniz ve benliğiniz o iki göze. Ve o iki gözün üstündeki her saniye başka anlamlar ifade eden kaşlara. Gidemezsiniz, birşey çeker ya hani, sarılmak istersiniz de sanki narin bir çiçeğe kıyamayacağınız gibi kıyamazsınız. Belki sokaktaki simitçi, belki otobüsteki yaşlı bir teyzenin gözleridir bunlar. Ama o gözlerin içinde birşey vardır, bilmediğiniz, tanımlayamadığınız. Nedir o gözlerden yansıyan? Bilmediğiniz o şeyi özlersiniz aslında.

20 Ocak 2013 Pazar

KAKTÜS SEVGİSİ

En sevdiğim çiçeğin kaktüs olduğunu söylediğimde insanların yüz ifadesi oldukça ilginç oluyor. İnanmıyorlar, garip geliyor. Nedenini ise anlamıyorlar. En değerli ve kıymetli çiçek kaktüs benim için. Ne zaman başladı bu sevgi bilmiyorum ama onlar bana huzur veriyor. 
 - Kaktüs, etimolojik olarak,  Antik Yünanca'ya kadar dayanıyor.  Sanıyorum ki, çok eski tarihlerde, şifa niyeti ile faydalanıyorlardı.
- Doğu'da, özellikle çöl olan ülkelerde pek sabırlı, çok sabır eden,  atlas çiçeği, sarı sabun, dikenli incir, demirhindi, Hint inciri de denir. Sabretmesinin sebebi mevsim şartlarıdır, dayanıklıdır kaktüs.
- Çok yavaş büyür ve ömrü çok uzundur. Sabrı ve uzun süreli sevgiyi ifade eder. Verdiğiniz suları kendinde saklar, biriktirir. Azla yetinmeyi bilir.
- Kaktüs, yoğun emekler üzerine o dikenli görünümünün arasından çok asil ve zarif bir çiçek açar.
- Canlı su deposu olarak da bilinen bu tasarruf uzmanları çok zor koşullarda bile hayatta kalmayı başarabiliyor. Kaktüs yeri geldiğinde hayat kurtarır.
- Japonya'daki büyük felaketten sonra adı sıklıkla duyulan kaktüs bitkisinin radyasyonu emdiği söylentisi aldı başını gidiyor. Hala bilim insanlarının araştırma konularından biri.
 - Ayrıca Opuntia olarak bilinen türü besin kaynağı olarak, Peyotl olarak bilinen türü de ilaç olarak yıllardır kullanılıyor.

Benim ise kaktüse verdiğim daha içsel anlamlar var. Biz bu vücutlarda birer Can'ız. Bana baktığınızda sadece bana emanet olan bedenimi görüyorsunuz. Ve o vücut elbisesinin üzerine giydiğim kıyafetleri. O gördüklerinize göre yargılıyorsunuz, kategorize edip, notlar veriyorsunuz. Ama asıl ben, o gördükleriniz değilim. Benim, yeri geldiğinde hayat kurtaran, sabrederken güç aldığım, devamlı büyümekte olan, bazen çiçek açacak enerjiyi bulduğum ve şifalandırıcı kısmım içimde, görebilene.. Aynı kaktüs gibi..

Ne kadar dikenli, çirkin, bakımsız, pecmurde, kötü görürseniz görün, unutmayalım ki, o CAN hepimizde var.

14 Ocak 2013 Pazartesi

BİR SÜREÇ..


Ne fırtınalar gördüm şimdiye kadar. Ne kadar yıkım, ne kadar yanlış, ne kadar çok kayıp.. En mutlu olduğum zamanlar ise başka hiçbir dış etkene bağlı olmayan, kendi içimde çağlayan o berrak mutluluk pınarı ile temas ettiğim zamanlardı.  Mutluluğu diğer şeylere bağladığımızda mutlaka ki acı kaçınılmaz oluyor maalesef. Oysa ki bütünün hayrına hareket ederek, doğru eylemler yapabilirsek, acı ortadan kalkacaktır. Geçici şeyler dışında kalıcı değerleri ise ancak ve ancak kendi içimize doğru gerçekleştirdiğimiz yolda buluruz. O zaman içten dışa doğru bir dönüşüm gerçekleşir. Her türlü şartta kalıcı mutluluk sadece ve sadece buradadır. İşte bu yolda karşıma çıkan engeller, neşe içinde uçtuğum kanatların kırılması, yapayalnız kalmak, hiçbiri bir engel değil aslında. Ama panik olduğum oldu, çok korktuğum da. Bir de baktım ki, o pınar hala çağlamakta. İşte tek gerçek de bu. Ve bunu farkettiren, beni çok üzen olaylara teşekkür ediyorum tekrar. Yaşadığım ardı ardına gelen terslikler, bu güne kadar yaptığım hatalar, farkettiklerim ve vardığım nokta ile ilgili, aklıma Halil Cibran'ın bir şiiri geldi, onunla geceyi kapamak istiyorum.

Sevgilerimle


DOSTUM, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; 
fakat, arkana bakma....
kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de...
unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
yolcuya bakıp, yolunu tanıma.
yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.
vahim olan, yolun yolcusuz olması değil;
asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;
yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal.....
"en doğru yol: en dikensiz yoldur" diyenler seni aldatıyorlar.
onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.
aldırma....
ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.
dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.
gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever.
dostum, yollar yürümek içindir.
fakat, şu gerçeği de hiç unutma:
yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
yol boyunca; yola çıkıp da yürümeyenleri,
yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları,
yolda metafizik uyuşturucularla keyif çatanları,
tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları,
maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50. metrede yola yatanları,
yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zar atanları,
yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları,
ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları,
beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları,
yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin.
aldırma, yürü...
göğsüne yüreğinden başka muska takma.
vahiy haritan,
nebi kılavuzun,
akıl pusulan,
iman sermayen,
amel azığın,
sevgi yakıtın,
ahlak karakterin,
edep aksesuarın,
merhamet sıfatın,
şeref ve izzet adın olsun.
doğru yol:
insanların çoğunun gittiği yol değildir, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.
yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.
unutma, tövbe özeleştiridir.
her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir.
yön tayini sık sık gerekli olabilir.
haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir.

Halil Cibran

10 Ocak 2013 Perşembe

HAYATIN ANAHTARLARI

8 Ocak tarihine ait bir yazı..
Hayat ve zaman aslında lineer ilerlemez. Siklus'larla hareket eder. 

Bazen hayatlarımızda istediğimiz şeyler de gerceklesir, hiç istemediğimiz şeylerde. Elbette mutlu da üzgünde olacagımız zamanlar olacak. Ama zaman zaman mutluluktan havalara uçup bazen üzüntüden kedere dalarız. İkisi de iyi degildir der tasavvuf. Neşe ile bilinci yitirmemeli, karamsarlikla negatif dusunceler dalmamalıyız. Bunu dengeleyebildigimiz kadar sınavlarımız sancısız geçecektir. 

Negatif duygularınızı görmezden gelebilirsiniz ama yapmamanız gereken bir şey var. Güzel duygularınızı görmezden gelmeyin ve engellemeyin.. Mantığınızın sesi çoğu zaman egonuzun ve korkularınızın sesidir. Güzel duygularınızı yaşayın ve paylaşın.. O hislerin de aslında size deneyimletmek istediği şeyler var.  

İnancı kaybetmeden, sevgiyle akış her ne ise teslim olmak gerekir. Cunku herşey aslında butunun hayrına gercekleşir bu hayatta.. Başımıza ne geliyorsa tekamül için :) Yüce sevgiliye ve ışıga biraz daha yaklasmak için :) Hersey, tum olaylar, hayatımıza giren insanlar bize bir şey ögretmek için vardır. Ozellikle de uzuldugumuz olaylar, kendi donusumumuz icin en önemli basamaklardır. Onemli olan olayları iyi okuyabilmek. Farkındaligı mumkun oldugunca arttırarak, kendi adıma hayatı kontrol etmeyi biraz da bırakarak, güvenle akısta kalabilmek gerekir.  Çünkü her fırtınadan sonra hava sükunete büründüğünde herşey daha net gözükecektir. Yağmurdan sonra da elbette gökkuşağı açacaktır. 

Sevgilerimle

4 Ocak 2013 Cuma

Bir varmış, Bir yokmuş

Babam, eğer yaşasaydın, bugün tam 70 yaşında olacaktın. Belki saçların daha da dökülmüş ve beyazlamış, göbegin biraz daha çıkmış, ama o güzel kokun ve gülümseyişin daha belirginleşmiş olacaktı. Gittiğin yer biliyorum ki güzel bir yer. Cennet'e kaç mektup yazdım bilmiyorum, eline geçmiş olsa ki, bazen bana "ce e" yapıp göz kırpıyorsun, hissediyorum.

19 yıl önce kanadım kırılıp, kaybettiğimden beri seni, özlemim hiç azalmadı, acım nasırlaştı belki biraz sadece.. Biliyorum üzülmemi istemiyorsun. Artık gözyaşlarımla değil, tebessümle hatırlıyorum seni, merak etme. Bize öğrettiğin değerler için teşekkür ederim. İkimiz de iyiyiz, başarılı ve çok şükür sağlıklıyız, bizi merak etme. Espri anlayışımız da gittikçe sana daha çok benziyor :) Yakında görüşmek dileği ile, esmer yanaklarından koklayarak öpüyorum seni babam, doğum günün kutlu olsun..

3 Ocak 2013 Perşembe

"TANRIM KONUŞ BENİMLE"



Adam fısıldadı:
“ tanrım konuş benimle.”
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.
Sonra adam bağırdı:
“ tanrım konuş benimle.”
Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ama adam dinlemedi onu.
Adam etrafına bakındı ve
“ tanrım seni görmeme izin ver” dedi.
Ve bir yıldız parladı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı.
Ve yüksek sesle haykırdı:
“ tanrım bana bir mucize göster”
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilemedi.
Sonra çaresizlik içinde sızlandı:
“ dokun bana tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla, ne olur! ”
Bir kelebek kondu adamın omzuna.
Ve adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı.

HALİL CİBRAN

1 Ocak 2013 Salı

HOŞGELDİN SEFALAR GETİRDİN 2013

Ve bu yılbaşı da böyle geçti.. Bir çok şey gözledim dün gece. Çoğumuz toplum şartlanmasından dolayı, mutlaka eğlenmeliyiz diyerek geçirdi bu yılbaşını da. Kimimiz gerçekten eğlendi, kimimiz öyleymiş gibi yaptı :)Bazılarımız hastane de iyileşmeyi umarak geçirdi, kimimiz yeni aile ferdini yani bebeğini ilk kez kucağına aldı. Bizim de bebeğimiz koca bir yıl. Ve benim yılbaşlarında asıl amacım eğlenmek değil, sevdiklerimizle beraber olmak yıl dönerken.  Bir saniyelik o kısa anı paylaşmak :)

Dün gece, herkes birşeyler diledi bu yıldan. Ve hepimiz olacağını hayal ederek gülümsemeye dönüştürdük o hayalleri. İşte bu yüzden de mutluluk ve coşku enerjisinin en yüksek olduğu gün bence yılbaşları. İşte o yüzden de hayallerin gerçekleşme olasılıkları daha yüksek :)

Ve bu dilemek, olacağına inanarak hayal etmek, ve bunu hissederek kendiliğinden tebessüm etme durumunu devam ettirebilirsek, koşarak gelir bize en güzel yıllar. Benim dileklerimin büyük bir kısmı hepimiz içindi. Ufak bir kısmı da kendim için :)

Şimdi, önümüzdeki 365 gün, DİLEKLERİMİZİN YERİNE GELMESİ İÇİN BİRAZ DA EMEK EKEREK, ONLARA YÜRÜME VAKTİ ;)