18 Ekim 2013 Cuma

BİNANIN BÜTÜNÜ :)

İnsan bazen, hani karmakarışık hisseder ve olayların ortasında hayatın bütününü okuyamaz. Neyi neden yaşarız? Ne öğrenmemiz lazım? Neden bu başımıza geldi? 

işte böyle zamanlarda tek yapmamız gereken; ahlanıp vahlanmadan, isyan etmeden, kimseyi suçlamadan, kendimizi kandırmadan tebessüm ile her şeyi kabul edip, bulunduğumuz dağınık binadan sessizce uzaklaşmaktır. Doğa ile bütünleşmek, ılık bir banyo, belki sevdiğimiz bir film. Uzun bir yürüyüş, biraz meditasyon ya da yoga. Her ne bizi huzurlu hissettirecekse işte.. Binanın içinde her ne kadar her yer ve her şey karmakarışık ve devasa gelse de, kendi dinginliğimizi buldukça, binanın bütününe hayranlıkla karşıdan baktığımızda, tablonun tamamını göreceğimiz an, jetonun düştüğü andır. :)

O zaman işte, duygularımızdan uzaklaştığımızda, onu neden yaşadığımızı? Aslında binanın ne olduğunu? Buradan çıkarılacak hayat dersinin ne olduğunu öğrenip, eksi ile değil tam tersine kendimize bu deneyimi katarak, bir artı daha kazanıp, yolumuza devam ederiz. Bonus toplamaya devam..

Kısacası hayatta aslında kötü diye bir şey yoktur. Her şey bize bir yol göstericidir. Tabi görebilirsek.  Sadece bazen görmemiz için biraz uzaklaşmak gerekir. 

Bugün dolunay, onunla dertleşin mesela.. ;)

Sevgilerimle
Yonca... :) 

17 Eylül 2013 Salı

HAYAT... :)

Hayat,
Sen başıma gelen en güzel şeysin.
İyisiyle, kötüsüyle
Acısıyla, tatlısıyla
En iyi arkadaşımsın.

Seni anlamaya başlayalı
Çok eğlenceli yaşam.
Oyun oynamayı seviyorsun,
Bende oyuna kapılmayı.

Her oyunda yeni bir şey,
Her şeyde yeni bir ben varım.
Hep ileri ve hep iyiye doğru,
Seninle güzel yaşam.

Yonca... :)


8 Temmuz 2013 Pazartesi

KİLİTLER...

Bir insan korkularına göre hareket etmediğinde özgürleşir. Hayatla pazarlık yapamazsın, insanoğluna bu şans verilmemiştir. Sadece korkusuz adım atarsın, pozitif düşünüp iyi olmasını dilersin, senin enerjin evrenin duyabileceği kadar yüksekse dilediğin olur. Enerjini yükseltmek için ise 
1-Kendini mutlu etmeli; Kendin için zaman ayır, hayata esler ver, nefes vermeden unutma ki nefes alamazsın ;)
2-Bencil olmayıp insanlara yardım etmeli; En çıkarsız olan eylem en doğru eylemdir diyorlar, yanılmıyorlar, sizde neyden çok varsa paylaşınız, bu gülümseme bile olsa ;)
3-Hayatına irade koymalı; Neyi yapmak size zor geliyor, sabah kalkmak mı? Yoksa kitap okumak? Sigarayı bırakmak? Yada spor yapmak mı? Her ne zor geliyorsa size, orada irade koymanız gerekiyor demekki. Ve asıl önemli olan, bunu başardığınızda garanti veriyorum ki kendinizi takdir edip sevecek hatta kendinizi göklere çıkaracaksınız. :)
4-Ne, neden, nereye doğru? sorularını sorun; Bir olayla karşılaştığınızda, olayı tanımlayıp, neden onu yaşadığınızı bulmanız ve onu yaşarsanız bu sizi yükseltip, birşey daha öğrenmenize katkıda bulunacak mı? Bu soruları sorun..
5-Ne yaparsanız yapın, o olun; İşteyseniz iş, aşktaysanız aşk, keyifteyseniz keyif olun, yani sadece yaptığınız işi düşünüp, orada var olun, Zihninizi eğitmeye oradan başlayın.
6- Ne yaparsanız yapın sevin, şükredin, her şey için şükredin..
7- Gülümseyin :)

Önemli olan kendine karşı iyi bir gözlemci olup, hangi anahtarın ne zaman hangi kilidi açacağını hissedecek özgürlüğü yakalamakta ;)

Sevgilerimle
Yonca...:)

27 Mayıs 2013 Pazartesi

DOĞA İLE BİR..



Bir ay kadar önce bir geceydi.. Şehirler arası bir yolda otobüsün penceresinden bakarken gökyüzündeydi gözlerim.. Dakikalar saatlere dönmüş,zaman uçuup gitmişti saatlerden.. Uzun süre baktım karanlığa, ancak ve ancak karanlığın içinde parlayabilen yıldızlara..






Öylesine karanlıktı ki, Dünya sanki dolunayın ışığı ile aydınlanıyor, bulutlara yansıyan ışık tüm doğayı ışıldatıyordu..

Zihnim gitti, bilmem kaç yüz yıl, kaç bin yıl öncesine.. Zaman, dondu.. Döndüm sonra, ve düşündüm.. Ata'mın dediği gibi "MEDENİYET DEDİĞİN TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVAR.." İnsanoğlunu gün be gün yutan bir canavardır bence medeniyet.. 
Beton yığınlarına baktıkça kimin içi açılır ki?
Teknoloji denilen şey doğaya zarar vermiyor mu?
Ya bizi tembelleştirmesine ne demeli..
...


İnsan doğanın parçasıdır, ama bunu bile unuttuk..

İşte çok nadir yakalayabildiğim bir histir ki, o yolculukta kendimi dünyada yabancı hissetmedim. Tam olmam gereken yerdeydim, herşeyle bütün, herşeyle barışık bir halde sadece ve sadece NEFES'dim, AŞK oldum, DOĞDUM..

Sevgilerimle
Yonca... :)

25 Nisan 2013 Perşembe

GÖLGELERİN AYDINLIĞI

Gölgelerin gücü adına... :)



Her insanın erdemleri, pozitif yönleri, koskocaman sevgisi olduğu gibi bunların tam zıttı olan gölgeleri de kendinde barınır. Kusurlar, korkular, endişelerde insanın doğasında vardır. İşte tüm bu gölgeler bizi hata yapmaya sevk eder. Ne zaman ki bu gölgeler, aydınlığı bastırır, bir bulut gibi çöker bazen güneşli dünyamıza ve kalbimize.. İnsan işte o zaman kendi içinde problem yaşamaya başlar, öyle ya da böyle.. Bu durumda yapılacak tek bir şey vardır..



Hem fiziksel olarak, hem de içsel olarak, karanlığın içinden ancak bir gece geçilebilir. 

Hep gündüzü yaşayarak karanlık yönlerimizi, kusurlarımızı, korkularımızı yenemeyiz. Bu bir aldatmaca olurdu.. Bu gölgelerin ne olduğunu bilerek, o gölgelere bakmayıp, onları görmezden gelerek içinde bulunduğumuz durum her neyse orada durmak yada oraya buraya panik içinde çarpmak yerine, ilerlemeye devam ettiğimizde bir süre sonra karanlık yerini yine güneşli güzel günlere bırakacaktır. 

Aynı bir çocuğun karanlıktan korkması gibi aslında.. Çocuk, yürürken karanlık bir yere gelir ve korkarsa durması o karanlık yerden geçmesi engelleyecektir. Ya da en karanlık noktaya merak ve endişe ile kilitlenip bakarsa korkusu büyüyecektir. Çünkü gölgeler, onları biz büyüttükçe büyürler. Çocuğun yapması gereken tek şey, korkusunu bilerek, görmezden gelip adım atmaya devam etmektir. O zaman bir süre sonra karanlık bölgeden geçmiş olacaktır.. Ve ancak bir çocuk işte böyle büyüyecektir. Biz de, gölgelerimizi yendikçe güneşe ilerlemeye devam edeceğiz.

Bizi biz yapan bakış açımız ve bilincimizdir. Pozitife bakmalı, sevgiye, doğaya, çocuklara mesela.. Aslında hayat işte bu kadar basit, biz basitleştirirsek.  Gölgelere takılmamayı başarıp, güneşe ilerlemeye devam edersek. Ben şimdi bunu başarmak için doğaya çıkıyorum. İçimdeki gölge enerjisini yeşile ve maviyle topraklamaya..

Unutmayalım ki IŞIĞA YÜZÜMÜZÜ DÖNDÜĞÜMÜZDE GÖLGELERİ GÖREMEYİZ.
 


Size güneşi gönderiyorum işte böyle :)


Sevgilerimle..
Yonca..

18 Nisan 2013 Perşembe

İÇ PUSULA :)

Alıp başını gittikçe,
Bir kayboluyormuş insan.
Birden bir de bakmış insan,
Kendiyle başbaşaymış.
Özünde, merkezinde, 
Bir o kadar kendinde..


Yüreğinin sesini dinlediğinde,
Çok güzel bir müzik varmış..
Teslim olup, uyum olduğunda
Bazen armoni, bazen melodiymiş..
Hayatın işaretlerini takip ettip,
Köşeyi dönme cesaretini gösterdiğinde,
O kadar güzel bir manzara varmış k..
Orası işte cennetin kendisiymiş... :)

Sevgilerimle
Yonca :)

15 Nisan 2013 Pazartesi

An'da





Kaybolduğum bir zamanda
Kaybolduğum bir yerde
Başkaları için kayıp, 
Her saniye bunun tadındayım..




 
Kaybolduğum bir zamanda
Kaybolduğum bir yerde..
Bir o kadar kendimde
Bir o kadar An'dayım..



Yonca... :)

3 Nisan 2013 Çarşamba

ÖZGÜRLÜK..

Notlarımdan..
Özgürlük..

Sözlük anlam;
1. isim Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî
2. Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu, hürriyet
Popüler kültürde kullanılan özgürlüğün anlamı;
Aslında sorumluluğun reddi
Kaytarma
Bencillik

Sonucu:
Yalnızlık
Güvensizlik
Ruhsal cimrilik


Aslında bu zannedilen, daha doğrusu dayatılan özgürlük kavramı kaybetme korkusundan kaynaklı bir zırh gibidir. Görünmeyen bir zincir gibi Özgürlük bizi aslında sıkı sıkıya bağlar, ve gerçek özgürlükten uzaklaşmamıza neden olur. Çünkü bu sanılan sahte Özgürlük kavramında risk yoktur sorumluluk yoktur. Aslında kaçıştır. Almak için yaşamaktır, bencilliktir. Söz vermek yoktur, varsa bile tutma zorunluluğu yoktur. Oysa ki söz tutmak, olgunluğun göstergesi, irade ve sadakattir. Kendimize verilen sözleri bile tutmak, bizi zafere taşır.

Bilinçsiz özgürlük, hapisanedir. Bilinçli bağlılık ise özgürlük..


Sevgilerimle
Yonca








25 Mart 2013 Pazartesi

SORUMLULUK

Çok uzun yıllar öncesine dayanır sorumluluk ile tanışmam. Belki ailemin verdiği bir erdemdir bu, belki de bazı şeyleri tam yapamadığım zaman uyuyamamanın bir sonucundan başka bir şey değildir sorumluluk duygusu.. Yazmadığım onca zamandır düşünüyorum bu konu üzerinde;

Nedir sorumluluk? 
Nelerden sorumluyuz bu hayatta?
Ne kadarından sorumluyuz?
Ya da sorumluluğunu almaya cesaret edemediğim bir şeyler var mı acaba diye..

Elbette bir çok sonuca ulaştım. Son zamanlarda kafam oldukça meşgul aslında. Derneğin Alsancak şubesi, beste yarışmasına girecekmiş. Elimden geleni yaparım dedim. Açıkçası, aranje yapmayı denemeyi düşünüyordum ama beste aklımın ucundan bile geçmemişti. Şu anda kafamda notalar var. Bir yandan da bilmediğim nota yazım programını çözmeye çalışıyorum. Beklediğim, belki de işimi kolaylaştıracak kablo da ancak yarın elimde olacak. 

Bu yoğun dönemin içerisinde, şu an için sadece paylaşmak istediğim, sorumluluk ve hayatı algılayışımızla ilgili.. 

Duygular bulaşıcıdır, aynı durgun bir suya taş attığımızda yayılan daireler gibi, enerji alanında da duygular genişleyerek bulaşır ve çoğalır.. O yüzden hissettiğimiz, mutlu ya da üzgün olduğumuz anlar, hiç kimseyle paylaşmasak dahi bulaşıcıdır. İnsanlığın büyük bir kısmı malesef sadece kendini düşünüyor, bir kısmı da sadece ve sadece kendi gelişimiyle ilgili.. Oysa ki dünyadan da sorumluyuz bence. Başka insanların mutsuz olmasından da mesela. Hatta açlıktan, savaştan, ihanetten, bu dünyada var olan iyi- kötü herşeyden aslında. Daha global bakabilmemiz gerekmez mi sizce de? Ve yapmamız gereken; aynı Mevlananın dediği gibi, "KARANLIĞA SÖVECEĞİNE KALK BİR MUM YAK" Ya da şöyle; SEN DEĞİŞİRSEN; DÜNYA DEĞİŞİR... :) 

Neden değişmiyoruz? 
Değişmek için bizi korkutan ne? 
ve neden bütünün hayrına birşeyler yapmıyoruz? 
Geleceğe nasıl bir dünya bırakacağız?
Harekete geçmek için az zamanımız kaldı.. Bir insan ömrü kaç yıl ki..
Hadi sen de koy elini ortaya, var mısın?
Bu konu ile ilgili beste durumundan fırsat buldukça, yazmaya devam edeceğim ..
Ben kiiimmm, beste kim? Hayırlısı bakalım... :) 


Sevgilerimle
Yonca

11 Mart 2013 Pazartesi

DUYUYOR MUSUN?


Hey sen, evet evet sen..
Biliyor musun, hayat sana bir şey söylemeye çalışıyor..
Yaşadığın benzer olaylar, bir geyik muabbeti, hatta bir otobüs yolculuğunda yanında telefonla konuşan biri..
Duyuyor musun, okuyabiliyor musun, evrenin sana dediğini?

Evren bizle hep konuşur. İç sesimiz, bize yol göstermeye çalışan, düştüğümüzde bizi kaldıran en güvenebileceğimiz dayanaktır aslında. Ne yazık ki çoğu zaman duyamayız... Duymamamızın nedeni, bazen artık hep temasta olduğumuz teknoloji,bazen doğayı yeterince gözlemleyemediğimizden, çoğu zaman da EGO'muzdandır. Ego onu ister, bunu ister, olmazsa bağırır, çağırır.. Bize kaosu yaşatan tek şey budur. O kadar çok ses çıkarır ki Ego, ne gerçekleri ne de evrenin sesini duyarız.


Her zaman evren bize işimize gelen şeyleri söylemeyecektir. Çünkü hayatın tek amacı vardır ki, o da TEKAMÜL.. Oysa ki EGO sadece işine gelenleri alır, ya da olayı, verdiğimiz kararları yontar işine geldiği gibi algılar, ya da kendinin ne kadar da doğru yaptığını düşünüp, destekler..Yani bizi hep kandırır. Oysa ki gerçek onlar değildir. Ego baskılanmaz, ancak farkına varılır. İç sesimizi ve gideceğimiz doğru yönleri ancak Ego'muzun farkına varıp, farkındalıkla dünyaya, olaylara, sevdiklerimize, hatta acılarımıza üst bilinçten baktığımızda duyabileceğiz. Hatta bir zaman gelecek, onları duyabildiğimiz gibi, diğer duyu organlarımızla da idrak edip, onlarla temasa geçebileceğiz. Ancak bu şekilde, dünyanın merkezine seyahat gibi, kendi merkezimizdeki ışığa adım adım yaklaşırız.. Unutma ki, ışık senin içinde sen ışığın içindesin. 

Yapman gereken şey, öncelikle dinginleşmek ve sukunet. Ve bunu yapabilirsen (ki kolay değildir) o sükunetin içindekileri duymaktır.. İşte, sessizliğin sesi buna denir. Doğa ve evren ile bütün olmak budur. İşte tüm bunlardan dolayı, CAN KULAĞINIZI AÇIN..


Evren seninle konuşuyor duyuyor musun?
Sevgilerimle
Yonca

6 Mart 2013 Çarşamba

TONTİNİMM..


22 yıl kadar önce bir melek tanıdım, onu 22 yıl boyunca tanıdım, sanki susuz kalmış gibi, yavaş yavaş içtim onu. O meleğin adı namı değer Tontini... Zeytin gözlüm derdi bana... :) Sevgi'yi öğrendim ondan, sevmeyi, hoşgörüyü, herşeye rağmen umut dolu gözlerle tebessüm etmeyi. Herşey için teşekkür ederim Tontinimm, seni çok özlüyorum, hadi gel, kahve içip, sohpet edelim. :) 
Onun ruhuna istediğimiz zaman dokunabilelim diye son yıllarında yazdı sık sık. 
Siz de onu tanımak isterseniz; http://sufi-saja.blogspot.com/
Bu link'te Tontini'nin birçok yazısı mevcut.
Bu da yayınlanmamış bir yazısı;


Gecenin sabahla buluşma vaktinde çimenlerin üstündeki çiğ tanelerini görebilir miyim?
Karanlığın içinde bile susmayan o ırmakların şarıltısını,
Dünyanın batıdan doğuya dönüşündeki o ilahi sese kulaklarımı dikip dinleyebilir miyim?
Limon ağacının dallar
ında titreyerek açan çiçeklerin kokularını içime çekebilirmiyim?
Denizin sahildeki kumlarla sevişmesini,
Yarasaların baş aşağı dallarda duruşunu,
Dalından hüzünle ayrılan bir güz rengi yaprağın havanın içinde salına salına gelip ayaklarımın dibine düşüşünü görebilir miyim?
Duvarın üstünden inemeyen minik kedinin acı seslenişini,
Soğukta elleri üşümüş torunumun avuçlarına hohlayışımı,
Öksürük nöbetlerinde başucunda şifa duası okuyuşumu,
Sen gelmezsen ben de sirk-e gitmiyorum diyen, ayrıldıktan beş dakika sonra "ben şimdiden onları özledim" diyen Eren’imin gözyaşını,
Özellikle yanlış söylediğim türkülerin sözlerini düzelten Yasemin’in kızgın bakışlarını..
Güney deniz saha komutanı Ege’min "bir-üç" diyerek onu sallamamı isteyişini,Tontini diyemediği için "ki-kin-kii" diye seslenişini...
Kabadayı Ata’mın o en içten can ısıtan komikliklerini,"yeşil ördek gibi daldım göllere" türküsünü yeniden duyabilirmiyim?
Kenarını kıvırıp Başımı koyduğum beni rüyalara götüren yastığımı,
Yolunda ölmeden önce bir kez öldüğüm, gökte ararken yerde bulduğumu bir daha görebilir miyim?
Bloglu ya da blogsuz dostlarımın, yol kardeşlerimin ardımdan diyeceklerini işitebilir miyim?
Bir kez daha şükredebilir miyim 40 kez yaşadığım her ana ve yediğim içtiğim her nimete?

Yıllarca kız çocuk sahibi olmak isteyip başaramadığım halde bana Allahın armağanı kızlarım yani güzel gelinlerim ve
fedakâr-ince ruhlu-hassas çocuklarımın ...
16 senedir bir an yanımdan ayrılmayan Allah'ın bana lütfu bedenlenmiş melek Sufi Cem’in...saçlarını okşayıp"ardımdan ne olur üzülmeyin” diyebilir miyim?
Azrail de 4 melekten biri ona kafa tutup başkaldırabilir miyim?
Yarına çıkabilir miyim? Yarın olacağım kritik ameliyattan “KORKMUYORUM” desem:Yalan olur dostlarım, billahi YALAN.Çünkü yanmasa da CIZZ-lıyor işte bu garip gönlüm.


Hepinizi inanın çok sevdim, Tontini. 
"Ameliyat öncesi Tontini tarafında yazılmış ve kaydedilmiş bir yazı. Meleksiz kalan bizlere. Bu yazının Taslak tarihi tontini nin vefaat ettiği tarihin 1 yıl öncesine ait, Yani 28.05.2011"
Cem Falay 

26 Şubat 2013 Salı

MUTLU OLMAK İSTİYORSANIZ ;)

Hayatlarımız çoğunlukla "almak" üzerine kurulu. Kapitalizm ne yazık ki, hayatlarımızın her alanına girmiş durumda. Sadece para harcamak ve tüketmek değil, ilişkilerimiz, mutluluk kavramımız, hatta sonradan kurulmuş inanç sistemlerimiz bile ALMAK üzerine kurulu..

Oysa ki bunlar koca bir YALAN...

Gerçek ise;
Hayata, gönülden ve karşılık beklemeden, tamamen menfaatsiz olarak birşeyler kattığınız zaman, bu çarkı kırmış oluyorsunuz ;)
Verdikleriniz katlanarak size elbet geri dönecek :)

Her geçen yıl, daha fazla gözlemlediğim ve beni çok korkutan bir nokta var bu konu ile ilgili. İlişkiler ve duygular da böyle olmaya başladı.. Yani; aç, doyumsuz ve tamamen çıkarcı.. Onun yerine zor da olsa karşılıksız sevmeye çalışalım, hemen yapamıyorsak da  bunun üzerine düşünelim, çünkü sevmek başlı başına güzel bir duygu :)

Ben bizzat bunları deniyorum ve deneyimliyorum. Siz de deneyin :) Ama tamamen gönülden yapmaya çalışın. Mutluluk paylaşmakta :) Karşılık beklemeden yapılan iyiliklerde. Hizmet etmekte, mutluluk dağıtmakta.. Yapabildiğiniz bazen bir tebessüm bile olsa... :)
Sevgilerimle..
Yonca :)

23 Şubat 2013 Cumartesi

BİR KONSER SÜRECİ..

Yazıma başlarken belirteyim ki, ben işine aşık, idealist, çalışmayı seven bir insanım. 21 Şubat 2013 tarihinde mühim bir konserim vardı. Batı Ensemble olarak W. A. Mozart - Klarinetli beşli KV. 581 ve J. Brahms, “Op. 115, Klarinetli Beşli'yi seslendirdik. Bu eserler literatürde, klarinet ve klasik müzik repertuarında çok önemli bir yere sahip. Mozart klarinetli beşliyi 2004 yılında DESO ile seslendirmiştim. Brahms klarinetli beşli  ise İzmir'de ilk kez dün seslendirildi. Bu konseri yapmaya İzmir Devlet Senfoni Orkestrası'nda konsertmeister (baş kemancı) olarak görev yapan Sema Korkut ile geçen sene Mayıs ayında karar vermiştik.  Beş kişiden oluşan gruba ismini bulmuş, grup üyelerini ayarlamıştık.  Yaza girerken notaları dağıtmış ve İzmir Büyükşehir Belediyesi AASSM ve İzmir Sanat'a konser programını bildirmiştik. Temmuz ayında, Bodrum'un nefes alınması güç bir gününde konserin onaylandığına dair bir telefon aldık. Kişisel çalışmalarımıza çoktan başlamıştık bile. 4 Aralık 2012 günü Klarissimo ile AASSM'nde konserim vardı. Bu yüzden ancak, 5 Aralık 2012 günü Batı Ensemble olarak çalışmalara başladık.21 Şubat'a kadar her salı istisnasız prova yaptık. Konser günü yaklaştıkça da gittikçe sayısı arttı elbette provaların.


18 Şubat pazartesi sabahı uyandığımda, burnum tıkalı ve boğazım ağrıyordu. Aslında annemin arkadaşı olan ve daha sonra benim de arkadaşım, dostum, meleğim, manevi annem olan Yezdan ile akşam telefonda konuştuk. Hemen buraya geliyorsun, sana ben bakıcam, kupa çekeceğim, terleteceğim, iğne gerekiyorsa iğne yapmasını da biliyorum dedi. Annem de oraya gelecekti. Zor da olsa hasta yatağımdan kalktım ve o çok sevdiğim evine gittim. 2 gün boyunca hiç kalkmadım nerdeyse. Sabah akşam iğne yiyiyor, bir sürü ilaç yutuyor, enerjimi geri kazanmak için dinleniyordum. Kısacası iyileşmek için yapmayacağım şey yoktu. Herşeyi yaptım. Günde iki kez terletiyorlardı beni. Zencefil-turp dahil, taze sıkılmış meyve suları, bitkisel çaylar, kupa çekmek, sırta tentürdiyot sürmek, viks sürüp terlemek.. Konserden bir gün önce provamız vardı. Provada oldukça zorlandım çalarken. Kulaklarım bile tıkalıydı.. Konser günü ise, genel prova ve ışık.. :) Ne demişler; "Şov devam etmeli.." (Show must go on) Vücudumun su koymasından dolayı tam olarak istediğim gibi olamadıysa da, konser oldukça başarılı geçti, yıldızlara dokunduk :) Burnum akıp silemeyerek, öksürük gelip öksüremeyerek konser sonuna kadar elimden geleni yaptım. Ve alkış... :)


İşinizi severek yapıp, bir tutku ile işinize bağlandığınızda tüm imkansızlıkların üzerinden teker teker atlıyorsunuz gerçekten ;)

Mutlu Son :)

Belki de bir başlangıç :)
Konserler; devam edecek... :)
Sevgilerimle

12 Şubat 2013 Salı

KULAĞIMA TAKTIĞIM 40 ADET GÖRÜNMEZ KÜPE..

Bu 40 kuralı ilk okuduğum günden beri, yaklaşık bir on yıldır ve sanırım hayat boyu devam edecek olan; çok etkilendiğim, feyz aldığım, yolundan gitmeye çalıştığım, hatırlamaya ve uygulamaya emek verdiğim gayemdir ..

"Her badireden ve tecrübeden sonra, hiç bir kitapta yazılı olmayan, sadece can defterime nakşedilmiş kurallara bir
yenisini daha ekledim.
Bunlara bir ad verdim.. " Gönlü Geniş Ve Ruhu Gezgin Sûfi Meşreplilerin Kırk Kuralı.
Bu kurallar benim için tabiat kanunları kadar evrensel, onlar kadar temeldir. Bu kuralların kırkını birden tamama erdirmek
uzun senelerimi aldı. Nicelerini silip silip yeniden yazdım. Simdi artık eklenecek ne bir virgül kaldı ne nokta. Ne bir harf, ne yeni
bir kelime. Artık kırk kural da bittiğine göre, ömrü hayatımın son faslındayım."
Tebriz'li Şems

         TEBRİZ'Lİ ŞEMS'İN 40 KURALI

1. Kural
Yaratanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar.
Şayet, Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla.
Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
 
2. Kural:
Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin.
Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma.
Bilhassa putlardan uzak dur dost.
Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma!
İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!


3. Kural:

Hakk' ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol.
Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.
"Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme.
Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?
 
4. Kural:
Kainattaki her zerrede Allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her yerdedir.
Allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O' nu görüp ölen de yoktur.
Kim O' nu bulursa sonsuza dek O’nda kalır.
5. Kural:
Şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir.
Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır.
Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et.
Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak.
Senin gönlün değişirse dünya değişir.
 
6. Kural:
Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır.
Sen sen ol, kelimelere fazla takılma.
Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.


7. Kural:
Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat' i keşfedemezsin.
Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.
 
8. Kural:
Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma.
Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği gizli
bir patika açar.
Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var.
Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır.
Sûfi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.


9. Kural:

Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir.
Sabır nedir?
Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir.
Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder.
Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.
 
10. Kural:
Ne yöne gidersen git, “doğu, batı, kuzey ya da güney”
çıktığın her yolculuğu, içine doğru bir seyahat olarak düşün!
Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.
 
11. Kural:
Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz.
Senden yepyeni taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
 
12. Kural:
Aşk bir seferdir.
Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir.
Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.
 
13. Kural:
Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı
hoca şeyh şıh var.
Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir.
Tutup da ona hayran olmaya değil.
 
14. Kural:
Kur'an dört seviyede okunabilir. İlk seviye, zahiri(görünen) manadır.
Sonraki, batîni (iç-derin) mana.
Üçüncü, batınının batınıdır.
Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.
 
15. Kural:
Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür.
Tek tek her birimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz.
Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır.
Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.
 
16. Kural:
Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır.
Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir.
Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir.
Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin.
 
17. Kural:
Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur.
Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse
görünsün, yıkandı mı, temizlenir, suyla arınır.
Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.
 
18. Kural:
Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir.
Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir.
Şeytanı kendinde ara ; dışında başkalarında değil.
Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir.
Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır.
 
19. Kural:
Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları.
Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir.
Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin.
Yakında gül yollayacak demektir.
 
20.Kural:
Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir.
Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün.
Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

21. Kural:
Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık.
Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı.
Farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.


22. Kural:
Hakîki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası O’na namazgâh olur.
Ama, Bekri ayni namazgâha girdi mi orası ona meyhane olur.
Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan,
suret ile yaftalar değil.


23. Kural:
Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret.
Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için.
Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar.
Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıktan uzak dur. Sûfi ne ifrattadır ne de tefritte.
Sûfi daima orta yerde...

 
24. Kural:
Madem ki insan eşref-i mahlûkattır, yani varlıkların en şereflisi,
Attığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir.
İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi
davranmaktan vazgeçmemelidir.

 
25. Kural:
Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama.
İkisi de şu an burada mevcut.
Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında.
Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

 
26. Kural:
Kâinat tek vücut, tek varlıktır.
Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır.
Sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma.
Unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir.
Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

 
27. Kural:
Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir.
Korka korka atar adımlarını.
"Aman sakın kendini" diye tembihler.
Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği:
" Bırak kendini, ko gitsin! "
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer.
Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur.
Ne varsa harap bir kalpte var!

 
28. Kural:
Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret.
Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi.
Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz.
Sûfi daima şu anın hakikatini yaşar.

 
29. Kural:
Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir.
Bu sebepten "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir.
Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir.
Güzergâh bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir.
Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.
 

30. Kural:
Hakiki sûfi öyle biridir ki başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kötü laf etmez.
Sûfi kusur görmez. Kusur örter.

 
31. Kural:
Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı.
Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir.
Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp...
Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız.
Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

 
32. Kural:
Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil..
Hak Yol' unda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil.
Nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!

 
33. Kural:
Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol.
Menzilin yokluk olsun.
İnsanın çömlekten farkı olmamalı.
Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insani ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

 
34. Kural:
Hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir.
Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede yaşar.

 
35. Kural:
Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz.
Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla.
İnsan-i Kâmil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi.
Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

 
36. Kural:
Hileden, desiseden endişe etme.
Eğer birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur.
Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer.
Bu sistem karşılıklar esasına göre işler.

 
37. Kural:
Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır.
O kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur.
Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç.
Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

 
38. Kural:
"Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiç bir zaman geç değil.
Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık.
Her an her nefeste yenilenmeli.
Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.
Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.
O'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz, Sen sadece buna inan!

 
39. Kural:
Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır.
Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar.
Ölen her dürüst insanin yerini bir dürüst insan alır.
Hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır merkezinde.. .
Hem de bir günden bir güne hiç bir şey aynı olmaz.
Ölen her sûfi için, bir sûfi daha doğar.

 
40. Kural:
Aşksız gecen bir ömür beyhude yaşanmıştır.

10 Şubat 2013 Pazar

BİSİKLET aşkınaaa :)

İnziva dönemim daha öncekiler gibi geçmedi. Konserime az kalmasından dolayı, günümü çalışarak geçirdim. İrade koyarak çalışmak ve kısa da olsa bisiklete binmek bana ilaç gibi geldi iyi geldi :)

Gerçekten irade koyup, üretmek ve faydalı olmak çoğunlukla hayatta tüm sıkıntılara ilaç gibi geliyor. Çalışmamı gece saatlerinde bitirince bilgisayarımın başına oturdum ve farkettim ki bu güne kadar bisiklet ile ilgili hiç bir yazı yazmamışım.

Bende bu sevda 2012 Temmuz ayında şu an oturduğum eve taşınınca başladı. Şu an kullandığım bisikleti yanlış hatırlamıyorsam 1996 yılında uzunca bir süre para biriktirip almıştım. Ancak kırk yılda bir sahilde yarım saatlik keyiflerden başka da bisikletime binmemiştim. Şu an oturduğum eve taşınırken bazı kararlar aldım. Çok uzun zamandan beri istediğim birşeyi hayata geçirecektim. Spor amaçlı olarak bisikletime düzenli olarak binecektim. Taşınıp yerleştiğim gibi, kendimi İzmir'in kavurucu yaz sıcağında bisikletimle sahile attım bir sabah erkenden. İşte bu macera bende böyle başladı.

İlk aylarda göztepe sahilde biniyordum. Zaman geçtikçe ilgim arttı, sevgim inanılmaz derecede büyüdü. Sonra Kent Ormanı, sonra İnciraltı derken, Alsancak'a artık bisikletimle gidiyorum. Kendime bazı giysiler ve aksesuarlar aldım, bisikletimin lastiklerini değiştirdim, ayakkabı alıp, pedalları da değiştireceğim konserimden sonra. Ama yine de, şu an bindiğim bisiklet benim kullanma amacıma uygun değil. Artık sadece spor için binmiyorum. Bir tutku oldu bu bende. Bu bisikletim, beni ve sakat dizimi bir hayli zorluyor. O yüzden kendime yeni bir hedef koydum ve yazın kendime güzel bir yol bisikleti alacağım :) Yardımlarını hiçbir zaman esirgemeyen, ne zaman gitsem bitmek bilmeyen sorularıma büyük bir sabırla cevap veren Parkur bisikletin sahibi Ali abi ile araştırmalara başladık. Yaz aylarından bu yana İzmir'deki bisikletçi arkadaşlarla tanışıyorum. Konser maratonundan sonra beraber yapılacak turlar beni bekler :) Şehirlerarası yol yapmak istiyorum 2013 bitmeden. Umarım gerçekleştirebilirim..:)


Ne zaman bisiklet ile tur yapsam, tüm üzüntülerimi ve sıkıntılarımı kat ettiğim yollarda bırakıp, inanılmaz bir mutlulukla geliyorum eve.. :) Konsere kadar bu yağmurda ve soğuklarda binmeyeceğim. Ama önümüz bahar :) Yarın kahvaltıdan sonra sadece bir decathlon'a gidip bozulan kilometre sayacımı değiştireceğim.. Sizde çocuklarınızı televizyon ve bilgisayardan biraz uzaklaştırıp bisiklete binmeyi öğretin. Sizde fırsat buldukça arabadan inin, bisiklete binin ;) Bisikletiniz yoksa da heryerde kiralayan yerler bulabilirsiniz. Herkese güzel bir Pazar diliyorum..
Sevgiler
Yonca

3 Şubat 2013 Pazar

İSİS'İN PEÇESİ

Piramitler ve Mısır oldum olası beni kendine çekmiştir. Hakkında çok fazla şey okumamış olsamda, tahmin ettiğim, kim bilir belki de hatırladığım bir çok şey var Mısır'ın yozlaşmamış dönemine dair.  Bu tahminlerimden sadece bir tanesinin doğruluğu, bir kaç yıl önce kanıtlandı şu ana kadar. Geri kalan

ının da doğruluğunu, hayatım boyunca heyecanla bekleyeceğim ve umarım göreceğim :) Mısır mitolojisinde, Hermes'in kızı olan İsis, Sais kentindeki tapınağının üzerinde şu sözleri yazan tanrıçadır: “Ben, İsis, hep olanım, hep olacak olan; hiçbir ölümlü insan, peçemi açamamıştır daha.”


Kendi iç dünyamızda var oluş ile ilgili sorduğumuz tüm soruların cevaplarına ancak araştırılarak varılır. Fakat asıl gerçek, arayanın bulacağı bir şekilde, görünmeyen bir örtüyle perdelenmiştir. Sembolojik olarak, "İsis'in Peçesi" deyimiyle ifade edilen bu perdeyi aralamak, arayanın niyet, gayret ve istikrarına bağlıdır. Aslında gerçek apaçık ortadadır, çünkü İsis'in peçesi saydam bir örtüdür. Fakat hem emek veren görebilir, hem de zaten açıktır. Ve ne kadar araştırılırsa ve hakkında okunursa okunsun hep ufak da olsa bir sır kalacaktır.



Hayatımızda böyle değil mi? Ne kadar çok soru sorarsak, ne kadar araştırırsak, hatta ne kadar bilirsek hep bir sır yok mu? Yoksa aslında gerçek ve tüm cevaplar apaçık orta da da bizim mi algılarımız dünyaya gelip büyüdükçe bir peçe ile maskelenmiş durumda mı?

2 Şubat 2013 Cumartesi

İŞARETLER..

Okumayı öğrenmeden önce harfler, bizim tarafımızdan sadece işaretler olarak algılanıyordu. Hatırlayamayacak kadar küçüktüm ama ilk kez notaları gördüğümde de sanırım, benzerlikler gösteren ama farklılıklar da barındıran eğlenceli işaretlerdi benim için sadece. Harfleri ve notaları öğrendim, bildim ve kullandım hayatımda. Her iki alfabe de yol gösterici benim için hayatımda.


Aslında hayat da işaretlerden ibaret. Eğer farkındalıkla görebilir ve anlamaya çalışırsak etraf aydınlanacak ve yolumuz oldukça kısalacak. Yani hayatı okumak çok önemli bence. Bunu başardığımızda, hayatlarımızda oyalanmalar, vazgeçmeler ve soru işaretlerinin azalacağı kanaatindeyim. Hayat bize aynı trafik işaretleri gibi yol gösterir aslında. Çünkü hayat bize en hayırlısını hazırlar. Sadece bazen biz o akışı akıl oyunlarıyla değiştiririz. O belki de vakit kaybettiğimiz yerde de öğrenecek şeyler ve alınacak dersler vardır. Yani özetle hep hayırlısı olur aslında. Yeri gelmişken "Hayır olsun"daki hayır kelimesi Arapça'dan gelir ve kelimenin ikinci anlamı olarak kullanılır. Sıfat olan kelime, 1. en iyi, seçkin, 2. iyilik, iyi davranış, İyi, hayırlı, yararlı, faydalı anlamlarında kullanılır :)

konumuza dönecek olursak, hayatın görünmeyen yanlarını okumaya çalışıyorum yıllardır. Bir yol kat ettim ve bu dili sanırım çözmeye de başlıyorum. Şu ara, ayrı ayrı yerlerde karşıma çıkan tüm işaretler aynı yönü gösteriyor ve bu tek yön gerçekten buradan çok güzel gözüküyor:) Bu dünyada da aslında görünmeyen bir taraf var. Yaşamlarımızda dünyanın görünmeyen yüzünü keşfedebiliriz. Rüyalarımızı okumaya ve anlamaya çalışalım mesela. Kendi adıma tüm benliğim ile inanıyor ve güveniyorum ki hayatın yüzeysel olmayan kısmında, bize hep gülümseyen ve koruyan bir ışık var. Bu İsis'in peçesi gibi olan örtü aslında.. Bu konuda da yakında bir yazı yazmayı düşünüyorum. Bu işaretler; teknolojinin zararlı yanlarından ve hayatın koşuşturmasından biraz uzaklaşıp, kendi iç sesimizi dinginlikle ve farkındalıkla dinlediğimiz zaman duyulacak ve o yön işaretlerine de yaşamlarımızda karşılaşacağız. Herkese iyi yolculuklar ;)
Sevgilerimle..
Yonca

31 Ocak 2013 Perşembe

TOPRAK ANA/ gaia-gaea

GEA kelimesi karşıma ilk, derneğin kuruluşu olarak kurulan bir arama kurtarma ekibinin ismi olarak çıktı. Ve hemen ardından Van depremi oldu, gönüllülük esasına dayanan bu organizasyon olarak, Van'a gittiler ve 24 kişiyi kurtararak döndüler.. GEA ekibindekiler, bazı haftasonları sabah erkenden kampa giderler, bazen de doğa yürüyüşlerine katılırlar. Zaman zaman da gönüllü olarak, ihtiyacı olan ilkokulların komple tadilatını üstlenir, tüm çalışmadıklarını haftasonlarını uykusuz tadilat yaparak geçirirler. Aynı zamanda, her yıl olmasa da, mümkün olduğunca ihtiyacı olan çocuklara kitap ve oyuncak ulaştırmaya çalışıyorlar. Gerçekten takdir edilesi bir iyi niyet,hizmet, dirayet, istikrar, ve irade gereken işler bunlar.

Dışarıdan gözlemlediğim kadarı ile bu kişilerin ortak özellikleri var. Hepsi doğayı, hayvanları ve doğanın aslında bir parçası olan İNSAN'ı çok seviyorlar. Bu insanların gözlerinden çıkan ışığı gördüğünüzde sizinde yüzünüzde bir tebessüm açıyor..:)

Bu hafta öğrendim ki, meğerse GEA- Toprak Ana demekmiş.