18 Aralık 2012 Salı

Bilincin yönünü değiştirmek ;)

Güzel bir sabaha gözlerimi açtığımda, mutlulukla başlarım güne. Gülümseyerek bir rütiel ile karşılarım ki onu,  o da bana güzellikler getirsin :)
Bazen belki, bir ağrı ile uyanırsınız, belki biri sizi üzmüştür, ya da bir yakınınız için endişeleniyorsunuzdur. Böyle olduğunda güne tam bir mutlulukla başlayamayabilirsiniz. Bunu yapamadığınızda, konu ile ve hayat ile ilgili yapmanız gereken şeyleri yerine getirip, sadece bilincinizi güzellikleri görebileceğiniz yönlere kaydırın. Odağınızı, negatif hissettiğiniz fiziksel ya da ruhsal acılarınızdan farklı yöne odaklayın. Ve o odakta ilahi güzellikte olan hayatı, insanları, hayvanları ve bitkileri görmeye çalışın...;)

16 Aralık 2012 Pazar

Bu dünyada işimiz ne?

Kendimi bildim bileli, en çok araştırdığım konulardan bir kuple..
İlk kez çocukluk yıllarımda sorduğum bir soruydu; Bu dünyaya neden geldik? sorusu. Bu soru, daha o yaşlarda, bir çok soruyu beraberinde getirmiş ve annemin tavsiyesi üzerine bir defter edinip sorularımı ve kendimce bulduğum cevapları yeni öğrendiğim okuma-yazma ile oraya yazmaya başlamıştım. Cevaplardan çok net hatırladığım ve hala inandığım şu:
Tanrı/Allah nedir?
"Aslında bizim görebileceğimiz birşey, çünkü halıların içinde olan tozlarda bile o var bence." idi.
Bu dünyaya neden geldik sorusu ise o yıllarda ve sonrasında değişik cevaplara sahip oldu bende. Sonuç olarak bu sorunun cevabı bende hangi noktada, paylaşmak istedim.

Herkesin bu dünyaya gelme amacı varken, bir de kollektif bilinç denilen bir şey olduğundan sözedilir. Bu kollektif bilincin küçük topluluklardan, toplumlara, toplumlardan dünya insanlarına kadar ayrı ayrı ve kendi içerilerinde ortak gerçeklikleri vardır.
Hepimiz bu dünyaya gelmeye gönüllü varlıklardık ki, tek gerçek amacımıza ulaşalım. Ailemizi ve uygun ortamı en çok öğrenebileceğimiz şekilde seçtik. Tek gerçek amaç; İlahi güce, Nedensiz nedene, Büyük enerjiye, Yaradana ulaşmak.. Tüm kitaplarda bahsedildiği gibi, O enerji ile bütün olmak ve ona teslim olmak..
Bu üç boyutlu dünyaya geldik çünkü kendimizde halletmemiz gereken şeyler var.. İşte bu yüzden, bunları elimizden geldiğince halletmeli ve geçici sorunlar, geçici güzellikler, geçici maddiat yerine; daha çok gülümseyerek, içimizdeki sevgiye odaklanmalı, onu daha da büyütmeli, onu sevdiklerimize yansıtmalı ve o enerji ile kalabilmeye çalışmalıyız. Bence cennet orada. Bugün hepimize daha güzel bir gelecek (cennet) diliyorum :)

1 Aralık 2012 Cumartesi

KLARİSSİMO

Nedir klarissimo?

Önce Klarinet'ten başlayalım :)
Pianissimo'ları (hafif ve az ses) oldukça rahat yapabilen bir enstrümandır klarinet, nam-ı diğer klarnet. 
Etimolojisi şöyle; kelimenin aslı “klarinet"  latince aydınlık anlamına gelen bir kökten türemekle birlikte ona bu adı veren sey, gercekten de aydinlik ve parlak bir tonu olmasidir… Ancak tdk, ne yazık ki "klarnet" olarak kabul etmektedir. Umarım ilerki yıllarda "kılarnet" yapmazlar.. Fransa orjinli olan çalgının iki çeşidi yaygındır; sol klarinet, balkan ve Türk müziklerinde kullanılır. Si bemol klarinet ise, genelde klasik batı müziginde ve cazda kullanılan çeşittir. Eğer alınan nefes, içerde dönüştürülerek aşkla verilirse, kulaklarda duyulan içimizdeki bir evdir klarinet.

İşte bu enstrümanı icra etmeye çalışırken, meslektaşlarımızla aramızda konuştuğumuz, bir kaç kişiden oluşan bir grup kurmaktı hayalımız.. Ve sonunda 4 Aralık 2012 salı akşamı aassm'nde doğacak olan çocuğumuz. Bu konser için provalar yaparken, seyircilerin keyifli ve eğlenceli zaman geçirmesi ilk hedefimizdi. Bir de içimizden geldi ve size bazı sürprizler hazırladık :) Biz çalarken çok mutlu oluyoruz, umarız size de güzel dakikalar yaşatırız.. Salı akşamı geleceklerle görüşmek üzere :) 

Konser programımız:

Gioacchino Antonio Rossini - Sevil Berberi Üvertürü
 Johann Sebastian Bach - Air on the G String
 Jacques Boufil - Re Majör trio
Allegro ma non Troppo
Adagio Cantabile
Minuetto
Allegro ma non Troppo
 Francis Poulenc - Klarnet ve Fagot için Sonat
 Trés Rythmé
 Romanze
 Final
Georges Bizet - Carmen'den Aragonaise Süiti
 - - - - - - ARA - - - - - -
 Francis Poulenc - İki Klarnet için sonat
 Presto
 Andante
 Vif
 Johannes Brahms - Macar Dansı No. 5
 Johann Strauss - Pizzicato Polka
Trish Trash Polka
“Perpetuum mobile" Müzikal bir şaka
Isaac Manuel Francisco Albéniz - Tango from Espana
 George Gershwin - The Man I love
Johnny Mandel - The Shadow of your smile
Antonio Carlos Jobim - The Girl from Ipenema 
Gişe:
 AASSM: 0232 293 38 31
İzmir Sanat: 0232 293 40 49
İsmet İnönü: 0232 293 46 04 
http://www.izmir.bel.tr/Kultursanat/Anasayfa
http://aassm.org.tr/

22 Kasım 2012 Perşembe

BİR DÜNYA

    Ne goruyorsunuz? Evet, evet, bugün karşıma çıkan buyuk bir karinca yuvasi..Onlar icin bir sehir, bir ülke hatta bazen bir dünya belki..Bizim icin, kazara üzerine basabileceğimiz ufak bir delik ya da burda olduğu gibi delikler.. Oysa ki; insanlıkdan sonra, karıncalar ikinci en sosyal toplumlardırlar. Onlar da aileler ile yaşarlar. Bir ailede en az 50 karınca olur. Karınca topluluklarında iş bölümü, bireyler arası iletişim ve karmaşık problemlerin çözümüne rastlanır. Aynı aileler kendi içlerinde birbirlerine yardımcı ve oldukça paylaşımcıdır. Aileler, akrabalıklarla bağlı oldukları, kendi toplumları içinde yaşarlar. Bir devlet gibi, bir takım kanunlara ve kurallara bağlı karınca kolonilerinde karınca sayısı milyara ulaşabilir. Koloninin yerleştiği arazinin boyutları 100 kilometre kareye kadar ulaşabilir. Bu kadar büyük alanlarda bile, karıncalar iletişimde olurlar ve iyi şekilde idare edilen bir devlet gibi yaşam sürdürürler. 
     Belki bizim çok büyük sandığımız şehrimiz, ülkemiz ve dünyamız hatta güneş sistemimiz de, belki de bir takım varlıklar için bu pencereden gözüküyordur. Doğa'da gezerken belki biraz da ha dikkatli olabiliriz. Uygun olup, bir gün bir karınca yuvasına denk gelirseniz, oturup izlemenizi tavsiye ederim. Onlardan öğreneceğimiz o kadar çok şey var ki..

16 Kasım 2012 Cuma

NE, NEDEN, NEREYE DOĞRU?

    Muhakkak işe giderken, o gün amaçladığınız şeyleri düşünüyorsunuzdur diye tahmin ediyorum. Ya da eve dönerken NE yemek yapacağınızı örneğin.. Mesela bir iş görüşmesine giderken ki hedefleriniz mutlaka aklınıza gelmiştir. Böyle bir tecrübeniz olmasa bile en basiti, bu akşam televizyonda ne seyredeceğinizi  düşünmüşsünüzdür.... Hayatımızda sık sık yaptığımız bu gibi tasarlamalardan sonra da , bazı zamanlar NEDEN o şeyi istediğinizi, amaçladığınız ya da istediğinizi düşündüğünüz olmuştur. Ve nadiren de şayet o istediğiniz koşul doğarsa, bu yeni oluşumun sizi hayatınızda NEREYE DOĞRU yönlendireceğini ve götüreceğini düşünmüşsünüzdür..

   Peki bu; NE, NEDEN ve NEREYE DOĞRU sorularını, deneyimlerimizde, kendi içimize, ve bütüne yürümeye çalıştığımız o yolda sorsak? Bunu yaparsak etki tepki yasasının bir nebze de olsa üstüne çıkmış oluruz.. 

  Böylece daha mutlu deneyimler, tecrübeler ve dersler alıp. Keyif içerisinde hatta şarkılar söyleyerek o yolda belki de koşmaya başlarız :)

28 Ekim 2012 Pazar

29 Ekim CUMHURİYET BAYRAMI

Sosyal paylaşım sitelerini; ilişki durumumuzu, ruh halimizi, özel hayatımızı, uygulayamasak da bize doğru gelen anlık fikirlerimizi paylaşmak için kullanır olduk sadece.. Bu araçları, geleceğimiz için de kullanabilir, ülkemizin tarihini, kendi sayfalarımızda paylaşabiliriz. Bilhassa bize miras kalan bu geçmişi; çocuklarımıza, gençlere, öğrencilerimize anlatalım. Zira ülkemizin geleceğinin buna gerçekten ihtiyacı olabilir. Bu tarihin unuttulmasına müsade etmeyelim. Bu geçmişimizi öğrenmemiş ve okullarında öğrenmeyecek olan yeni nesile öğretelim! Cumhuriyet, sadece uygun düşecek günlerde meydanlarda biraz bağırmakla ne yaşatılır ne de yükseltilebilir!


Ve gençler; iyi bir insan olmaya kafa yorunuz, almış olduğunuz eğitimin açıklarını kendi kişisel çabalarınızla kapatınız.

Gençler; hayatı sorgulayın, çünkü eninde sonunda yaşamın soruları herkesin karşısıza çıkacak.. Tarihi ve gündemi takip etmeye çalışın, çünkü geleceğimiz için donanımlı olmanız gerekebilir. Biliyorum, ilk başlarda belki pek birşey anlamayacak, hatta sıkılacaksınız,  Ve son olarak araştırmacı bir insan olun ve sizden küçükleri siz de bu doğrultuda yönlendirin lütfen..

Cumhuriyetin İlanı ikinci Meşrutiyetin ilanından altı yıl sonra, Osmanlı İmparatorluğu'nda, birinci Dünya Savaşı başladı. 1914'te başlayan Birinci Dünya Savaşı'na dünyanın belli başlı devletleri katıldı. Dört yıl süren savaş sonunda bizimle birlikte olan devletler yenildi. Savaş kurallarına göre biz de yenilmiş sayıldık. Ülkemiz İngilizler, Yunanlılar,Fransızlar,İtalyanlar tarafından paylaşıldı.

Ulusuna inanan, güvenen Mustafa Kemal Paşa,19 Mayıs 1919'da Samsun'a geldi. Erzurum'da, Sivas'ta kongreler düzenledi. Mustafa Kemal Paşa "Tek bir egemenlik var,o da Milli egemenliktir. Ülkeyi yine ulusun kendi gücü kurtaracaktır." diyordu. Yurdun dört bir tarafından gelen ulus temsilcileri -milletvekilleri- 23 Nisan 1920 günü Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde toplandı. Bu gün TBMM açılmış oldu.

Meclis, Mustafa Kemal Paşa'yı başkan seçti. Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde Büyük Millet Meclisi Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. Bir yandan efeler, dadaşlar, seğmenler bulundukları yörede düşmana karşı koydular.Öte yandan düzenli ordular İnönü'de, Sakarya'da ,Dumlupınar'da savaştılar. Kurtuluş Savaşı; yaşlısıyla, genciyle, kadınıyla hatta çocuklarıyla savaşılıp, düşmanlardan kurtarıldı.

Tahtını, rahatını düşünen padişah, yenilen düşmanla birlikte yurdumuzdan kaçtı. İmzalanan Lozan Barış Antlaşması ile yeni bir devlet doğdu. Bu doğan devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemişti.

İkinci dönem, Büyük Millet Meclisi 11 Ağustos 1923'te ilk toplantısını yaptı. 13 Ekim 1923'te Ankara Başkent oldu. Atatürk; düşmanın ülkeden atılıp sınırlarımızın belirlenmesinden sonra, çoktandır tasarladığı Cumhuriyetin ilanı üzerinde hazırlıklar yapmaya başladı. 28 Ekim 1923 akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya'da yemeğe çağırdı. Onlara , "Yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz."Dedi.

29 Ekim 1923 günü Atatürk,milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan cumhuriyet önergesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verildi.Meclis önergeyi kabul etti. Böylece ülkemizde cumhuriyet yönetimi kuruldu. Atatürk kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı oldu. Cumhuriyet'in ilanı yurtta sevinç ve coşku ile karşılandı.

Cumhuriyet; yurttaşların seçme ve seçilme hakkının olduğu bir yönetimdir. Ulus temsilcilerinin kabul ettiği yasalarla ülkenin yönetilmesidir. Cumhuriyet yönetiminde söz ulusundur. Cumhuriyet'i korumak, kollamak, yaşatmak her yurttaşın görevidir.



29 Ekim 1923'den tam 10 yıl sonra.... 
  
Atatürk'ün 10. yıl nutku'ndan 
 "Sonsuzluğa akıp giden her on yılda, bu büyük ulus, bayramını daha büyük onurla, mutluluklarla, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türküm diyene !"
Ankara, 29 Ekim 1933 
 
Buruk duygular ve savaşçı ruh halimle;

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.. 

Yarın sokaklardayım !!


 

26 Ekim 2012 Cuma

1950-60' lardan kalan..



  Bir zamanlar İzmir’de 1950’li yıllarda PTT’de çalışan bir beyefendi varmış. Jilet gibi giyinen bu beyefendi, İki kızı olan bir aile babasıymış. Ailesini çok sever, onların mutluluğu ve huzuru için çalışırmış. Delikanlılığından beri pul kolleksiyonu yaptığı için mi bilinmez, memur olup PTT’de çalışmaya başlamış. Bu sayede çeşitli yerlerden insanlarla mektuplaşıp, hem de pul değiş tokuşu yaparmış.
  1955 senesinde Yavru Vatan’dan 12 yaşında bir çocuk  ile mektuplaşmaya başlamış. Çocuğun,anne ve babası öğretmenmiş. Kıbrıs’ın sıcağında kısa şortuyla, sokakta top oynayacağına, pulları büyük bir özenle biriktirir onlara gözü gibi bakarmış. 
  Yıllarca süren mektuplaşma, yüzlerce pul, paylaşımlar ve dostluk o mektuplarda saklıymış..
  Derken 1961 yılında Üniversite okumak için Yavru Vatan’dan, kardeşlerinden ve ailesinden kopup Ana Vatan’a gelmiş. Ankara, Hacettepe Kimya Mühendisliği.. İzmir’deki aile gurbetteki çocuğu yalnız bırakmamışlar elbet.. PTT memuru adamcağız, oğlumuz başlığını koyarak mektuplarına, daha çok yazmış. Ailesinden uzakta olan çocuk da keza öyle. O yıllarda nerde cep telefonu, santrale kayıt bırakınca anca bir kaç saat sonra bağlayabiliyorlar telefonları..Hele ki bir memur ailesi için oldukça tuzlu bir servismiş..
  İşte o mektuplarda kaç dolma kalem tükettiler ki acaba?

  İlk fırsatta üniversiteli genç, İzmir'deki ailesini ziyarete gelmiş.. İlk kez karşılaşmalarına rağmen hasret gidermişler, hatta Fuar'a bile gitmişler.

İşte o yıllara ait PTT memurunun kaleminden;

18.09-1965- İZMİR

  Canım Oğlumuz,
Mektubunu aldık, çok memnun olduk. Seninle geçen günlerimiz bir gün gibi geçip gitmekteydi beraber. Sana o kadar çok alıştık ki, senelerdir ailemizin bir ferdiymiş gibi geldi diye. Bu ayrılık, evvelce tanışmadan olan mektuplardakine benzemiyordu hiç. Tatlı, esprili, kısa ve samimi sözlerini her an hatırlıyoruz.
  Çıktığımız fotoğraflardan birer tane gönderiyoruz. Karanlıkta çekilenler de fena değil, değil mi? Sen gittin, ardından yeğenler de gitti, Ev sanki bomboş, ıssız ve sessiz kaldı.
  Annenlere bizden çok çok selam ve hürmetlerimizi yaz. İnşallah karşılaştıkları zorluklardan sonra saadetler dolu aydın günler gelecektir. Şu anda Tevfik Fikret’in şiiri geldi aklıma;

“Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa
Sönmez ebedi, her gecenin gündüzü vardır.”

  Biz hepimiz hamdolsun iyiyiz. Senin de sıhhat ve afiyette olduğunu umuyoruz. Derslerinde sonsuz başarılar dileriz. İkimiz de gözlerinden öper, sonsuz selamlarımızı yollarız.
Kendine iyi bak oğlum,
  Nermin,Zerrin ve yeğenlerin de çok selam söylüyorlar.
Baban ve Annen....

PTT memurunun hanımından;

12.11.1965-İZMİR

  Sevgili Oğlum,
  Geçen ay telefonunu aldık, o kadar kalabalıktık ki, senin ne söylediğini anlamadık herhalde.. Söylediğine göre ertesi gün annenin mektubu ile beraber, bize mektup gönderecektin. On gündür beklediğimiz halde alamayınca, merak ettik. Gönderemeyişinin sebebi derslerinin durumu mu, yoksa başka maazeretlerin mi var oğlum?
  Bilhassa, annenin mektubunu alacağımıza öyle sevinmiştim ki. Sakın darılma ama.. Senden de mektup alacağımıza sevinmiştim tabii ki. Fakat o daha uzaktan geliyordu ve çoktandır da haber alamamıştık. Mektubumuzu aldığında imtahandan çıkmış olacaksın belki de. Derslerin seni çok üzdü ve sıktı mı? Ne yapalım oğulcuğum, işte bu son ders günleri de bitti demekki.
  Bundan sonra bambaşka bir çalışma hayatı bekleyecek seni de..
  Bizler hepimiz çok iyiyiz, kışın soğuğu iyice buraya geldi.
  Oğlum, mektubumuzu aldığında, imtihan başarının sebebi ile sevinçli olursun inşallah. Biz de her an senin için dua ediyoruz Tanrı’ya. İmtahandan çıkınca hemen durumunu bildir bize. Öyle merak ediyoruz ki.. Tekrar başarılar diler, tüm aile selamlarımızı göndeririz
Annen....


PTT memuru: Dedem, Emin TUNCER 1915-1998
PTT memurunun hanımı: Anneannem, İkbal TUNCER 1925-2010
Yavru Vatan’lı çocuğun annesi ....-1985
Yavru Vatan’lı çocuğun annesi ....-1994
Yavru Vatan’lı kimya mühendisi: Babammm, Ali ALPAY 1943-1994

Hepinizi çok seviyorum,
Sizi çok özledim..
Sizsiz bir bayram daha geçmekte..
Görüşmek üzere, ellerinizden öperim....